Saadet Güneşi : Seadeti Ebediyeye Kavuşturacak İlmi ve Dini Bilgiler

Padişah torunu bir savaş muhabiri: KENÎZE MURAD’IN HİKÂYESİ

Prof.Dr.Ekrem Buğra Ekinci

Tarih: 2018-02-12 / Hit: 286

“Fransa’da, sürgünde doğdum. Ama kendimi hep bir yabancı gibi hissettim. Lisanım, tahsilim, düşünce tarzım tamamıyla Fransız olmasına rağmen; kalbim Türkiye için çarpıyor...”
 
Sultan V. Murad’ın kızıHadice Sultan, iki evlilik yapmış; ikisinde de mesud olamamıştı. Hanedan sürgün edilince, oğlu Hayri ve kızı Selma ile beraber Beyrut’a yerleşti. Burada 1938 senesinde sefalet içinde öldü.Oğlu Hayri Beyde bu sefaletin tesiriyle buhrana düştü. Memlekete dönebilmek için yaptığı müracaatlar dikkate alınmayınca, hayatına son verdi.
Hadice Sultan’ınkızı Selmâ Hanımsultan(1914-1941), ailenin en eksantrik şahsiyetlerindendir. Sırf sefâletten kurtulmak uğruna, 1937’de Hindistan’daki küçük hükümdarlardanKutvâre Nevvâbı SeyyidHüseyin Sâcid Zeydî(1910-1991) ile evlendi. Meşhur gazeteci ve yazar Kenize Murad’ın annesidir. Kendi hikâyesi de, kızının hayatı da roman ve film mevzuu olacak derecede hazin ve dikkat çekicidir.

Selma Hanımsultan'ın çocukluğu
 
Açlık ve sefalet
 
Hindistan’da Hindu hükümdarlar için kullanılan mihrâce unvanının Müslüman hükümdarlar için karşılığı nevvâbdır. Damad,Edinburgh ÜniversitesiHukuk Fakültesi’nden mezun bir Hind prensi idi. Selma Hanımsultan, annesinin emektarı Zeynel Ağa ile beraber Hindistan’a gitti. Burada hiç aşina olmadığıHind âdetlerinegöre yaşamaya başladı. Kutvâre, Müslüman bir belde olmakla beraber; hayat çok iptidaiydi. Hele bir Osmanlı prensesi için alışması çok zordu.
Selma Hanımsultan, annesi Hadice Sultan’ın gecikmiş vefat haberi üzerine ağasıyla beraberParis’egeldi. Ama Beyrut’a geçemedi. II. Cihan Harbi sebebiyle Alman işgali altındaki Paris’temahsurkaldı. Annesinin Şam’daki mezarına bir taş diktirtti; başına da Rıza Tevfik Bey’e bir mersiye yazdırdı.
Hâmile idi. 15 Haziran 1940’daKenîze’yi doğurduğunu zevcine haber bile veremedi. Mücevherlerini satarak otel masraflarını ödedi. Az bir zaman sonra elinde avucunda bir şey kalmadı. Selma Hanımsultan, 13 Ocak 1941 tarihinde bir otel odasında açlık ve sefâlet içinde vefat etti. Paris’te Bobigny Müslüman kabristanına defnolundu. Refik Hâlid Karay’ın filme de alınan meşhurNilgün adlı romanı, Selmâ Hanımsultan’dan ilham alınarak yazılmıştır. Kenîze,‘kölecik’demektir.
 
Bir kahve parası
 
Zeynel Ağa, velinimetinin14 aylıkbebeğine bir müddet bakmaya çalıştı. Ama sonunda çaresiz kalarak İsviçre’nin Paris konsolosluğu bahçesine bırakıp ortadan kayboldu. Bebeği, yani Kenîze Hanım’ı, başkonsolosun hanımı büyüttü. Daha sonra aile kızcağızı birKatolik lisesineyazdırıp, tayin edildiği Venezuela’ya gitti.
Bu arada Kutvâre Nevvâbı Hüseyin Sâcid,hararetleailesini arıyordu. Zevcesinin vefat ettiğini öğrendi. Kızının vaziyetinden de haberdar oldu. Kendisini almak istediyse de mektep vermedi...
Kenîze Hanım, Sorbonne’da sosyoloji ve psikoloji tahsil etti. Üniversitede okurkensokaklarda elbise satarak; geceleri de operalarda program dağıtarak geçindi. Cebinde bir kahve içecek parası olmadığı günler çoktu. Sorbonne’u böylece bitirdi. Tıp tahsil etmek istedi ama malî gücü yetmedi. Paris’te MillîKütüphane’yearşiv memuruolarak girdi.
Bu arada babası, Londra’daki Halife Abdülmecid Efendi’nin kızı olup Haydarabad Nizamı’nın oğlu ile evlendiği için Hind prensesi sayılanDürrişehvar Sultan’a mektup yazdı. Kızından bahsederek kendisiyle alâkadar olmasını istedi. Dürrişehvar Sultan da Paris’te yaşayan eski eltisi Nilüfer Hanımsultan’dan ricada bulundu.Nilüfer Hanımsultan, Kenîze Hanım’la irtibat kurup görüşmeye başladı. Böylece Kenîze Hanım’ın ilk tanıdığı akrabası o oldu.
 
Çöplerden yiyecek
 
Kenize Murad, bu satırların yazarına şunu anlattı:“Zeynel Ağa, zaman zamanbeni görmeyeİsviçre Konsolosluğu’na gelir; kısa bir müddet kalıp ayrılırmış. 1942’de bu ziyaretlerin ardı kesilmiş. Kendisini dükkânların çöplerinde yiyecek ararken görenler olmuş. Buna göre kendisi yaesrarlı bir şekildevefat etti; yahud da Nazilerin eline düştü...”
Kenîze Hanım, 1961 senesinde 21 yaşında iken Hindistan’a gidipilk defa babasınıgörebildi. Hüseyin Sâcid, Hindistan Devleti kurulduktan sonra tahtını kaybetmiş; mallarına tamamen el konulduğu için Lüknov’daavukatlıkyapmaya başlamıştı. Tekrar evlenmiş ve üç çocuğu olmuştu. Yeni tanıştığı ailesi, Kenîze Hanım’aalâkagösterdiler. Ama genç kız burada fazla kalamayıp Paris’e döndü.
1965 senesinde muhabir olarak gazeteciliğe başladı. İlk işi Pakistan ile Hindistan arasındaki savaşta muhabirlik oldu. BuradaHindistan casusu ithamıylatevkif edildiyse de zamanın Pakistan başvekili Zülfikar Ali Butto’nun talimatıyla serbest bırakıldı. 1967 senesinde Fransa’nın büyük mecmualarındanNouvelle Observateur’a geçerek arşiv memurluğu, ardından dasiyasî analizleryaptı.
Resmî adı Rajkumari Kenize Hussein de Kotwara iken; padişah dedesinin adını yaşatmak maksadıylaKenize Muradadını kullanmaya başladı. Annesinin hayatını,De la part de la princesse morte(Ölmüş Bir Prenses Tarafından) adıyla 1987 senesinde Fransızca roman tarzında neşretti. Roman, sadece Fransa’da1 milyon 200 binsattı. Yirmiden fazla lisana, 1990 senesinde de Türkçeye tercüme olundu. Başka kitaplar da yazdı. Zaman zaman Türkiye’ye gelir.
 
Kalbim Türkiye için çarpıyor
 
Anneannesi, Sultan V. Murad’ın kızı olan Kenîze Murad, hissiyatını şöyle dile getirdi:
“Sürgün malî bakımdan feci olduğu kadar, moral cihetinden daha dafeci bir hâdiseidi. Ben bunu çok iyi anlayabiliyorum. Gerçi şahsen sürgünü yaşamış nesilden değilim. Ama Fransa’da doğdum. İyi insanlar tarafından yetiştirildim. Yine de kendimihep bir yabancı gibihissettim. Lisanım, tahsilim, düşünce tarzım tamamıyla Fransız olmasına rağmen; kalbim Türkiye ve Orta Doğu için çarpıyor. Politik açıdan, Hindistan, Türkiye ve Pakistan’da neler olduğu daha çok alâkamı çekiyor.Hislerim şarktan; aklım garbdan diyebilirim.
Annem İstanbul’u çok özlermiş. Beyrut Limanı’na gider, İstanbul’dan gelen gemilerden inenlere‘İstanbul nasıl? Vatanım nasıl?’diye sorarmış. O devirler hep acı doluydu. Büyükannem geri dönemeden hasret içinde öldü. Annem hep İstanbul’u özledi. Türkiye bizim ülkemizdi. Hiçbir yere intibak edemedi. Lübnan’da çok fakirdiler.
Beyrut,‘Doğunun Parisi’idi. Buna rağmen annem hep mâziyi özlediğini söylüyordu. Bunu bana babam anlattı. Annem,kendine bir yurtkurmaya çalıştı. Bana göre kendine ait bir yurdun olmaması, bir ailenin olmamasından daha kötüdür. Benim bunu söylemem daha mühim, çünki benim ailem yoktu. Bencevatandaha mühim; bir yere ait olmak daha mühimdir.”
Selma Hanımsultan'ın düğünü - 1937
Selma Hanımsultan sürgüne çıkarken

Selma Hanımsultan'ın Paris'teki kabri

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

İŞ BANKASI VE CHP

Gazi’nin CHP’ye vasiyet ettiği İş Bankası hisseleri öteden beri münakaşa mevzuu olmuştur. Bu hisselerin kaynağı daha da enteresandır...   Cihan Harbi’nde Os...

Borç yiğidin kamçısı mı? ŞU OSMANLI BORÇLARI MESELESİ

Sultan Abdülhamid, Düyûn-ı Umumiye idaresini kurmakla dış borçları indirtmeye ve fâizlerini kaldırtmaya muvaffak oldu. Böylece devleti mutlak bir uçurumun kenarında...

AVRUPA’NIN EN KANLI İÇ SAVAŞI: İSPANYA VE FRANCO

İspanyol iç savaşında milliyetçi güçlerin lideriydi ve komünist cumhuriyetçileri bozguna uğratarak, memleketinin bir Sovyet peyki vaziyetine düşmesini önlemişti. ...
Tüm Yazıları
Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı İhlas Vakfı Hakikat Kitabevi İhlas Koleji İrfan Turizm Dinimiz İslam Huzur Pınarı Altın Çınar Genç Girişimciler Kulübü Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği Bülent Gençer Vakfı