Saadet Güneşi : Seadeti Ebediyeye Kavuşturacak İlmi ve Dini Bilgiler

SAVCILAR NECİ İDİ?SAVCILAR NECİ İDİ?

Prof.Dr.Ekrem Buğra Ekinci

Tarih: 2018-07-09 / Hit: 20

Mahkemelerde ilk defa savcılar görüldüğünde, halk buna bir mana veremedi. Dâvâcı ve dâvâlı durur iken, savcılar neci idi?
 
Ceza davalarına bakan mahkemelerde hâkimin yanında oturan ve yaptığı iş sebebiyle heyetin belki de enazametliunsurlarından biri olan savcılar, cemiyetimizde hem itibarlı, hem de korkulan bir memuriyettir.
Bazısı dâvânınheyecanınaöyle kendisini kaptırmıştır ki, neticede idamını istediği mahkûmun beraat ettiği; tevkifini istediği maznunun serbest bırakıldığı sık görülmüştür. Yakın tarihte, sadece cemiyete değil,siyasete de ayarverme iddiasıyla savcılar bu pozisyonlarını göstermişlerdir.
 
Nerede mağdur?
 
Evvelki hukukumuzda bugünkümânâda savcıların işlerini yapan muayyen memurlar yoktu. Zira şer’î hukukta suçlar, yahukuk-ı şahsiyeyedairdir, yani şahıs haklarını ihlal eder; yahutdahukuk-ı ammeye aittir; ammenin hakkını haleldar eder.
Şahıs haklarını ihlâl eden katl (adam öldürme), yaralama ve dövme, hakaret gibi suçların takibisuçtan zarar görenin şikâyetinetâbidir. Maktulün vârisleri, yahutyaralanan veya dövülen kimse ya da hakarete uğrayan şahıs dâvâ açmalıdır ki, suç takip edilsin. Bu gibi suçlarda cemiyet de zarar görür ama,şahsın hakkıönde gelir.
Ammenin haklarını ihlâl eden zina, yol kesme, kalpazanlık, karaborsacılık gibi suçlarda isecemiyetin her ferdinin mahkemeye müracaat edip dâvâ açma hakkı vardır. Devlet de bu suçları re’sen (kendiliğinden) takipedebilir.
 
Çavuş yetiş!
 
Şahıs haklarına dair suçlarda bazen mağdur veya yakınlarışikâyettebulunmaz; dâvâ açmaz. Hatta fâili affeder. Şu hâlde biledevletin cezalandırma salâhiyetivardır. Bu takdirde devletinkollukkuvvetleri, mahkemeye müracaat edip dâvâ açabilir. Yani iş, şahsîlikten çıkar, umumîleşir. Dâvâ, artık biramme (kamu) dâvâsıolur. Yine de umumî dâvâcı sıfatı taşıyan, yanibu işle vazifelibir memur, nam-ı diğerle savcı yoktur.
Osmanlı İmparatorluğu devrinde, suçluları bulup yakalamak, bunları mahkemeye sevk etmek ve mahkemece verilen cezaları infaz ettirmek üzereİstanbul’da çavuşlarvetaşrada subaşılarvardır. Ancak adlî vazifeleri, zanlının mahkemeye sevki ile biter. Zanlı eğer mahkûm olursa, cezasını infaz etmek üzere suçluyu teslim alırlar. Bunlar bir neviinfaz savcısıdır. Mahkeme kararı olmadan, kolluk memurları, yani polis ceza veremez. Osmanlı Devleti’nin birhukuk devletiolduğunun en mühim göstergelerinden biri budur.
 
“Müddeyum”
 
Bugünkühâliyle savcılık bize,İstanbul mahkemelerini tanzim eden 1870 tarihli nizamnâme ile girdi. Burada hukuk tarihimizde ilk defa olmak üzeremüddeî-i umumîtabiri kullanılıyordu. Mahkemelerde bu isimde bir memur bulunacak; yoksa mahkeme müfettişlerinden biri bu vazifeyi yerine getirecektir.
Zira Tanzimat devrinde, haksızlıkların giderilmesi çerçevesinde yeni ceza kanunları çıkarılmış; amme dâvâlarının sayısı artmıştı. 1876 tarihliKanun-ı Esasî’nin 91. Maddesine göre,“Umûr-ı cezâiyyede hukuk-ı âmmeyi vikâyeye memur[ceza dâvâlarında kamunun hakkını korumak üzere]müddeî-i umumîler bulunacak”tır.
Osmanlı memleketindeki umum mahkemeleri tanzim eden 1879 tarihli kanun ile müddei-i mumîlerinstatüsütanzim edildi. Bunlarıpadişahtayin edecek ve doğrudan Adliye Nezâreti’ne bağlı olacaklardır.
Müddei, dâvâcı demektir. Umumî de ammeyi, halkı ifade eder. Yani amme dâvâcısı demektir. Halk budoğru, ama zortabiri, belki daha da zor bir şekle, “müddeyum”a çevirmiştir. Müddeyum, artık kazâlardaki“hükûmet adamları”nın önde gelenlerinden biridir.
 
Cumhuriyeti koruyun!
 
Hukuk tarihimizde bu zamana kadarrastlanmayanböyle bir memuriyetin getirilişine halk şaşırmıştı. Hukukşinaslar bile bu yeni müesseseye alışmakta zorluk çektiler. Vaktiyle şahıs haklarına dair bazı suçların, davacı değil de, bir üçüncü şahıs tarafından takip edilmesişaşkınlıkdoğurdu. Hele aile, borçlar ve ticaret hukukuna dair dâvâlarda, müddeî-i umumîlerin mütâlaasının alınmasına bir müddet kimse mânâ veremedi.
O devir bürokratlarından tarihçi Abdurrahman Şeref diyor ki:
“Müddeî-i umumlar [savcılar] neci idi? Mahkemede vaziyetleri ne olacak idi? İşte halkça buraları birdenbireanlaşılamadı. Müddeî ve müddeâ aleyh [dâvâcı ve dâvâlı] durur iken bir şahs-ı sâlisin [üçüncü şahsın] muhakemeye müdahale etmesine bir mânâ verilemedi. Ahkâm-ı şer’iyyede böyle bir kayd ve işaret yok idi. Her yeni şeymûcib-i istiğrâbolur [garipsenir]. Mekteb-i Mülkiye’de hukuk muallimlerine işbu memuriyet-i cedîdedinin [yeni memuriyetin] vazifesini sorar idik. Onlar daizah etmeyeçalışırlar ve mesela bir cerh [yaralama] vukuunda, mecrûh [yaralı] dâvâ etmese bile, mâdemki kanunun menettiği bir fiil irtikâb olunmuştur [işlenmiştir]; onundâvâcısı kanunolduğunu ve müddeî-i umumîlerin kanun nâmına hukuk-ı umumiye [umumî haklar] dâvâsını ikâmeye [açmaya] mecbur olduğunu söyler idi...”
Cumhuriyetten sonra“müddeî-i umumî”unvanı,“savcı”oldu. Ancak savcı, eski Türkçede elçi, sözcü manasına gelen bir tabirdi. Amme dâvâcısı manasıyla uzaktan yakından alâkası yoktu. Bunun için başına bir de “cumhuriyet” eklendi,“cumhuriyet savcısı”oldu. Epey oluyor, bir felâket tellalının,“Cumhuriyet savcıları, unvanınızın başındaki cumhuriyeti koruyun!”diye feryatettiğini işittik. Savcıların vazifeleri arasında cumhuriyeti korumak diye bir şey olmadığı gibi, unvanın başındaki 'cumhuriyet’in de devlet sistemi olan cumhuriyet ile bir alakası yoktur. “Amme” mânâsına “cumhur” kelimesinden gelen ve aslında burada da yanlış kullanılan bir tabirdir.
 
Hem hâkim hem savcı
 
Roma’dastationariivecuriosiadı verilen memurlar vardı. Bunlar, suçluları arar, bulur ve mahkemelere sevk ederdi.
Fransız adliyesinde XIV. yüzyıldan beri savcılara rastlanır. Bunlaramissus dominiousvecomesdenirdi. Ancak vazifeleri bugünkünden biraz farklıydı. Bunlar kral adına bütün suçları takiple vazifeliydi. İşleri, muhakeme başlayınca biterdi.
Kilise mahkemelerinde savcı yoktu. Çünküengizisyonusulünde, hâkim hem itham eder, hem de ceza verirdi. Bu sebepleyürek sızlatanadaletsizlikler yaşanırdı.
Fransızmahkemelerinde kralın menfaatini koruyanprocureuradında memurlar vardı. İşte tam da savcıların işini yapardı.İhtilalciler, krallık zamanının memuriyeti diye bunları kaldırmak istediler ama, ihtiyaç sebebiyle vazgeçtiler.
Almanya’da da aynı işi yapancentenariusadında memurlar vardı. Bunlar zamanla hâkim pozisyonuna yükseldiler. Bu işi yapmak üzere mahkeme reisi olan kont,halktanherhangi birini vazifelendirirdi.
Sistemi Osmanlı’dakine benzeyenİngiltere’de de savcılık yoktu. Hakkı ihlal edilen kimse dava açabilirdi. Mağdur şikâyet etmezse, Osmanlı’dan farklı olarak, suçla pek kimse alakadar olmazdı. Yalnız doğrudan devlet aleyhine veya amme nizamını bozan bir suç işlenirse, kralınattorneyadlı memuru işi mahkemeye getirirdi.
İngilizler uzun zamanmukavemetettiler. Nihayet 1879’da, Osmanlı ile aynı zamanda, savcılık makamını tesis ettiler. Bir suçtan dolayı şahsî bir şikâyet olmazsa, attorney devreye girebilir. Amerika’da ise savcılarıhalkseçer. Bu sebeple savcılık,politikaiçin istikbal vadeden bir iştir.
 
Siyah cübbe
 
Osmanlı müddeî-i umumîleri, hâkimler ve diğer mülkiye memurları gibi,siyah setre(İstanbulin) veyaredingot[yakası ilikli veya açık dizlere kadar uzun ceket] giymek mecburiyetinde idi. Bir ara Avrupa’da olduğu gibi çeşitli renklerde ve yakası ile kollarısır­malı üniformalargiyilmesi düşünülmüşse de tatbikata konulma­mıştır. Adliye mensuplarının, adaleti temsil edensiyah, kimsenin önünde eğilmesinler diyedüğmesizve menfaat gözetmesinler diyecepsizcüppeleri, cumhuriyet eseridir ve Avrupa’dan mülhemdir. Bu cübbelerde, ceza mahkemelerindekırmızı, hukuk mahkemelerindeyeşilyaka ve kol şeridi bulunur.
  •  
 

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

DANIŞIKLI DÖVÜŞ: SERBEST FIRKA

1930 senesinde Gazi’nin direktifiyle kurulan muvazaa partisi Serbest Fırka, beklenmedik bir teveccüh kazanınca, ancak 98 gün yaşayabilmiştir.   Serbest Cumh...

SAVCILAR NECİ İDİ?SAVCILAR NECİ İDİ?

Mahkemelerde ilk defa savcılar görüldüğünde, halk buna bir mana veremedi. Dâvâcı ve dâvâlı durur iken, savcılar neci idi?   Ceza davalarına bakan mahkemeler...

MEVLÂNA VE MOĞOLLAR

“Moğollardan korkuyorsanız, Allah’ı tanımıyorsun demektir. Siz onlara bakınca kâfir görüyorsunuz; ben ise aralarında yüz tane iman sancağı sayıyorum” diyordu Mevlân...
Tüm Yazıları

Hakikat Kitabevi Yayınları

Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
Mektubat Tercemesi
İslam Ahlakı
Kıyamet ve Ahiret
Namaz Kitabı
Cevab Veremedi
Eshabı Kiram
Faideli Bilgiler
Hak Sözün Vesikaları
Herkese Lazım Olan İman
İngiliz Casusunun İtirafları
Kıymetsiz Yazılar
Menakıbı Cihar Yarı Güzin
Şevahidün Nübüvve
Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı İhlas Vakfı Hakikat Kitabevi İhlas Koleji İrfan Turizm Dinimiz İslam Huzur Pınarı Altın Çınar Genç Girişimciler Kulübü Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği Bülent Gençer Vakfı