MEKTEB-İ TIBBİYE’NİN HİKÂYESİ

Prof.Dr.Ekrem Buğra Ekinci

Tarih: 2017-09-11 / Hit: 84

İstanbul’daki tıp fakültesine Avrupa’nın dudak büktüğünü duyan Sultan Abdülmecid, 1847 yılında mezunları, Viyana’ya gönderdi. Buradaki meşhur hocaların huzurunda açık bitirme imtihanlarına girerek yüksek muvaffakiyet kazandılar. Böylece Osmanlı tabiplerinin, Avrupa ayarında tahsil gördüğü ispatlanmış oldu.
 
Sultan II. Mahmud, 14 Mart 1827 yılında Avrupaî usulde ilk tıp fakültesini kurdu. Kuruluşu, her sene Türkiye’detıp bayramıolarak kutlanır.
Sultan II. Mahmud’unTıbhane-i Âmireadıyla kurduğu modern tıp fakültesinde, askerî ve sivil tabipler beraberce tedrisat görürdü. Eczacı, baytar ve dişçiler de buradan yetişirdi. Şehzadebaşı’ndaki mektepte yetişen talebeler; Gülhane’de saray bahçesinde inşa edilen ve bugün de binası hâlâ mevcut bulunantatbikat hastanesinde staj görürdü. Mektep de sonradan buraya taşınmıştır.
 
Avrupa ayarında
Viyana’dan getirtilen genç tabipKarl Ambrose Bernard’ın dizayn ettiği mektep, 1839’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne [Ecole Imperiale de Médicine] adıyla anılmaya başladı. Sultan Abdülmecid, Mekteb-i Tıbbiye ile yakından alakalanır; sene sonundaki imtihanları bizzat takip ederdi. Avrupa’da bazılarının fakülteyi küçümsediğini duyunca, 1847 yılında mezunları Viyana’ya gönderdi. Buradaki meşhur hocaların huzurunda açık bitirme imtihanlarına girerek yüksek muvaffakiyet kazandılar. Böylece İstanbul’daki Mekteb-i Tıbbiye’nin, Avrupa ayarında tıp tahsili verdiği ispatlanmış oldu.
Sultan Abdülmecid, ilk günlerde burada bir Musevî talebenin okuduğunu öğrenince, bu çocuk için kendi dinininkoşerkâidelerine göre yemek pişiren bir mutfak kurulmasını emretmişti. [Koşer, Yahudiliğe göre yenilmesi caiz olan et, süt, peynir gibi hayvan mahsullerinin, ayrıca dine uygun şekilde haham kontrolünde kesildiğini, sağıldığını veya mayalandığını ifade eder. Böyle olmayan yiyeceklerin yenilmesi bu dinde günah sayılır.] Dahası var: Nezâketi ile tarihe geçmiş Padişah, Yahudiliğin mukaddes Şabat [cumartesi] günü, o talebenin tatil yapması talimatını vermişti.
 
Mahzun şahitler
Mekteb-i Tıbbiye, Sultan II. Abdülhamid zamanında dünyanın en ileri tıp fakültelerinden biri hâline geldi. Her milletten talebenin tahsil gördüğü mektepte, hocaların çoğuAvrupa’dan gelmişveya burada yetişmiş, sahasında otorite şahıslar idi. Her talebeye bir mikroskop düştüğünü, burada okuyanlar hatıralarında anlatırlar. Mektebi gezen yabancı seyyah, diplomat ve ilim adamlarıhayranlıklarınıifade etmekten kendilerini alamamıştır.
Mektebin üç yılı lise ve dört yılı da fakülte seviyesinde idi. Hakkında anlatılan fıkralarla meşhur Rum asıllı tabipMarko Paşa, Mekteb-i Tıbbiye müdürlerindendi. Talebelerin her ihtiyacı mektep tarafından karşılanır; sivil talebeler askerlikten muaf tutulurdu. Fransızca, Arapça, Farsça ve dinî ilimler de, okutulan dersler arasındaydı.
Sultan Abdülhamid, Şam gibi büyük merkezlerde tıbbiye mektebi açtırdığı gibi, yeni hastaneler yaptırarakhalk sağlığınamühim hizmette bulundu. Küçükken ateşlenerek vefat eden kızının hatırasına Şişli’de yaptırdığıHamidiye Etfal Hastanesihâlâ faaliyettedir.
 
Popüler meslek
Doktorluk böylece, kâtiplik ve subaylıkla beraber zamanın en popüler mesleklerinden biri hâline geldi. O zamana kadarküçük görülenve gayrimüslimlerin tercih ettiği doktorluk mesleği, Müslümanlar arasında da yayıldı. Artık kızlar arasında, bir doktorla evlenmeyi hayal edenlerin sayısı az değildi. Bu hususta şarkılar bile yazıldı. Bir doktora âşık genç kızın ağzından yazılan“Nabzımı bırak a doktor, kalbime bak!”şarkısı bunlardan biridir. Arapça ‘tabib’ veya ‘hekim’ yerine, ‘doktor’ gibi Avrupa dillerinden bir tabirin tercihi de bu devre rastlar.
Mekteb-i Tıbbiye çeşitli binalarda tedrisat yaptıktan sonra, Haydarpaşa’da Sultan Abdülhamid’in 1903’te yaptırdığı ve bugün de ayakta bulunan ihtişamlı binaya taşındı. Burası, İstanbul güzel sanatlar mektebi hocaları mimar AlexandreVallauryve Raimondod’Aronco’nun oryantalist üslupta inşa ettiği eseridir. Binanın zemininde bir tarafı caddeye ve bir tarafı da denize bakan en güzel odalarından birisimescidolarak tanzim edilmişti. Bugün toplantı salonu olarak kullanılan bu odanın duvarlarında hâlâ duran İslâm harfli levhalar, o günlerin mahzun birer şahidi gibidir.
 
Parasız muayene
Haydarpaşa Tıbbiye Mektebi binası yapılacağı zaman, mimarlar tarafından tanzim edilen plan ve resimler padişaha takdim olunmuştu. Padişah, bu binada hem tıp tedrisatı icra, hem de hastalar tedavi olunacağından, plan ve resimlerin bir kere demütehassıs doktorlartarafından görülmesini emretti. Dershanede oturacak talebe ile koğuşlarda yatacak hastaların adedine nazaran bunların fazla havadar olmaları lâzım geleceğini ve binaenaleyhtavanların yüksekliğineitina olunmasını tembih etti. Sultan Abdülhamid’in bu iradesi nazar-ı dikkate alınarak tavanlar yüksek yapıldı. Binanın estetik cihetle zarafeti kalmadı. Fakat doktorlar bu sayede sıhhî icapların temin edilmiş olduğunu söylerlerdi.
Gülhane’deki Tıp Fakültesi’nde parasız muayene ve ilaç günleri vardı. Fakirler, bundan istifade ederdi. Fakültenin Haydarpaşa’ya nakli üzerine bu kolaylık ortadan kalktığı arz olununca, Sultan HamidGülhanemüessesesini o vakit belediyeye devrettirdi ve parasız muayene ve ilaç usulüne eskiden olduğu gibi devamını emretti.
1867’de sivil tabipler için ayrıcaMekteb-i Tıbbiye-i Mülkiyekurulmuştu. Burası, 1909 yılında, askerî tabip yetiştiren Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne ile birleştirilerekDârülfünun Tıp Fakültesiadını aldı. 1933’ten sonra da Avrupa yakasına taşındı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi diye anılmaya başladı. Askerî tıbbiye ise Ankara’ya taşınarak, faaliyetine ayrıca devam etti.
Haydarpaşa’daki bina da Haydarpaşa Lisesine, daha sonra daMarmara Üniversitesine tahsis edilmiştir. Şimdi Sağlık Bilimleri Üniversitesine dönüştürülmüş; yanı başındaki eski Gülhane Hastanesine, 2016’da askerî hastaneler lağvedilince, Sultan Abdülhamid’in isim verilmiştir. Bahçesinde Sultan Abdülhamid’i tahttan indirmeye gelen ordunun kumandanın heykelinin bulunması garip bir tesadüftür.
Haydarpaşa Mekteb-i Tıbbiyetalebesi derste
 
Haydarpasa Mekteb-i Tıbbiye binası.

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

BİR MUHALİFİN PORTRESİ: MUSTAFA SABRİ EFENDİ

Sabri Efendi, Mısır’da yazdığı Arabî eserleriyle zamanının âlimlerini hayrette bıraktı. İlminin yüksekliği ve kaleminin kudreti ile tanındı. Hayatını, inandığı değe...

KARADAĞ SEYAHAT NOTLARI

Binlerce yıllık tarihe sahip, ama dünyanın en genç devletlerinden biri Karadağ’da, 5 asırlık Osmanlı hâkimiyetinin izleri hâlâyaşıyor...   Türkçe ismi olan ...

KATALONYA’NIN BİTMEYEN MÜCADELESİ

Katalonya, Endülüs’ten sonra İspanya’nınen kalabalıkeyaletidir...Katalonya’nın istiklâl krizi bitmedi. Bu gidişle de pek biteceğe benzemiyor.   Barselona’yı...
Tüm Yazıları

Hakikat Kitabevi Yayınları

Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
Mektubat Tercemesi
İslam Ahlakı
Kıyamet ve Ahiret
Namaz Kitabı
Cevab Veremedi
Eshabı Kiram
Faideli Bilgiler
Hak Sözün Vesikaları
Herkese Lazım Olan İman
İngiliz Casusunun İtirafları
Kıymetsiz Yazılar
Menakıbı Cihar Yarı Güzin
Şevahidün Nübüvve
Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı İhlas Vakfı Hakikat Kitabevi İhlas Koleji İrfan Turizm Dinimiz İslam Huzur Pınarı Altın Çınar Genç Girişimciler Kulübü Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği Bülent Gençer Vakfı