Saadet Güneşi : Seadeti Ebediyeye Kavuşturacak İlmi ve Dini Bilgiler

Alışveriş bilgileri (Bey ve Şira) 1.Bölüm

Tarih: 2017-12-27 / Hit: 1045

ALIŞVERİŞ BİLGİLERİ

ÖNSÖZ

Hadisi şerifte buyuruldu ki: İbadet 10 kısımdır.9'u helal kazançtır. Biri de diğer ibadetlerdir. İmamı azam hazretlerine bir pirifani gelir. Artık dünyadan elimi eteğimi çektim. İbadetle meşgul olmak istiyorum der. İmam ona alışveriş bilgileri özetini yazar verir. Adam şaşırır. Çarşıdan ekmek, peynir, zeytin yumurta almıyor musun. Alışverişi bilmeyen harama düşer ibadeti kabul olmaz buyurur. Helal kazanç maddeler halinde sadeleştirilerek örneklerle anlatıldı.

İÇERİK İÇİN TIKLAYINIZ
- BİRİNCİ BÖLÜM

- İKİNCİ BÖLÜM (1)
- İKİNCİ BÖLÜM (2)


BİRİNCİ BÖLÜM

1-Alışverişde aldanmayalım aldatmayalım
2-Şanlı tarihimiz
3-Önemli keşifler
4-İnanç hürriyeti
5-Türk insanı
6-Kâbusnâme
7-Yer küremiz
8-Ahi Evran
9-Ahmet Cevdet Paşa
10-Mecelle
11-Ticari terimler
12-Sahih alışveriş
13-Akd çeşitleri
14-Satılık mal 7 türlü
15-Batıl alışveriş
16-Fasid alışveriş
17-Mekruh alışveriş
18-Sarf satışı
19-Selem satışı
20-Ismarlama yaptırmak
21-Kiralama
22-Vekil ve umumi vekil
23-Ticarette ihsan
24-Ticarette çok ileriyi görmek


1-ALIŞVERİŞTE ALDANMAYALIM VE ALDATMAYALIM

Her insan hem alıcı hem de satıcır. Ömür boyu bu böyle devam eder. Hem maddi hemde manevi alıcılık ve satıcılık devam eder. Alış ve satış bittiğinde ömür biter. Bir bilge kişi der ki: niyet hayır akıbet hayır. hayırlı insan hayırlı işlere vesile olur. Sizler kısmetli ve hayırlısınız.
Kendi kültürünü ve tarihini tanımayan, yabancı kültürlerin esiri olur.

2-ŞANLI TARİHİMİZ

1 - Oğuz kaan
2 - İslam tarihi
3 - Asrı saadet : eshabı kiram
4 - Tabiin
5 - Tebei tabiin
6 - Emeviler
7 - Abbasiler
8 - Endülüs Emevileri: Avrupa'ya ilim ve medeniyet gitti
9 - Timur oğulları: Uluğ beyler
10 - Babürler
11 - Selçuklular
12 - Osmanlılar

Bizim milletimiz ve değerli geçmişimiz zeki, akıllı, asil çalışkan bir millet. Keşif ve buluşları sayılamayacak kadar çok. Mesela:
3-ÖNEMLİ KEŞİFLER
Bazı kimseler der ki; bütün keşifleri Avrupalı mı yapmış. İslam bilginlerinin hiç mi keşfi yok. Elbette çok. Avrupalılar Endülüs gırnata üniversitesi kitablarından çok istifade etmiş ve öğrendiği bilgileri dünyaya kendi buluşları olarak ilan etmişlerdir. Mesela ;
01 * Akşemseddin: Pasteur dan 400 sene önce mikrobu bulmuştur
02 * Ali Kuşçu: Büyük astronomi bilgini. İlk defa ayın şekillerini anlatan kitabı yazmıştır.

03 * Ebul-Vefa: Trigonometri de tanjant,cotanjant,sekant,kosekant ı bulan büyük alimdir

04 * Biruni: İlk defa dünyanın döndüğünü ispat etmiştir.

05 * Ebu Kamil Şü ca: Avrupaya matematiği öğretmiştir.

06 * Ebu Ma şer: Med-Cezir (Gel-Git) olayını ilk o bulmuştur.

07 * Battani: Dünyanın en büyük kaşifidir. Trigonometrinin kaşifidir

08 * Cabir Bin Hayyan: Atom bombası fikrinin babası ve kimya biliminin atası büyük alim

09 * Cezeri: 8 asır önce otomatik sistemin kurucusu ve bilgisayarın babasıdır

10 * Demiri: Avrupalılardan 400 sene önce zooloji ansiklopedisini yazmıştır.

11 * Farabi: Ses olayını ilk defa fiziki yönden açıklamıştır. Sesin fiziki izahını ilk defa o yapmıştır

12 * Gıyasüddin Cemşid: Matematikte ondalık kesir sistemini ilk o bulmuştur.

13 * İbni Cessar: Cüzzamın sebebini ve tedavisini 900 sene önce açıklamıştır

14 * İbn Hatip: Vebanın bulaşıcı bir hastalık olduğunu ilmi yoldan açıklamıştır

15 * İbni Firnas: Wright kardeşlerden bin sene önce ilk uçağı yapıp uçmayı gerçekleştirdi.

16 * İbni Karaka: 900 sene önce harika bir torna tezgahı yapmıştır

17 * İbni türk: Cebirin temelini atan bilginlerdendir

18 * İdrisi: Yedi asır önce bugünkü ne çok benzeyen dünya haritası çizmiştir

19 * İbni Sina: Eserleri Avrupa üniversitesinde 600 sene ders kitabıolarak okutmuştur. Tıbbın babasıdır. AVRUPA ya göre adı AVICENNA dır.

20 * Kadızade Rumi: yaşadığı asrın en büyük matematik ve astronomi bilginidir. Fizik kurallarını astronomiye uyarlamıştır
21 * Kambur Vesim: verem mikrobunu R.Kochr17;tan 150 sene önce keşfetmiştir

22 * İbnünnefis: avrupalılardan üç asır önce küçük kan dolaşımını keşfetmiştir

23 * Piri Reis: 400 sene önce bugünküne en yakın dünya haritasını çizmiştir.

24 * Ömer hayyam: Cebiri oluşturandır. İlk defa o bulmuştur

25 * İlk kağıt fabrikasını kuran alim İbni Fazıl

26 * İlk kağıt fabrikasını kuran alim İbni Fazıl

27 * Kızamık ve çiçek hastalığını keşfeden alim Razi

28 * Mikrobu ilk tanımlayan alim Akşemseddin

29 * Cüzzamı bulan alim İbni Cessar

30 * Vebanın bulaşıcı olduğunu bulan alim İbni Hatip

31 * Verem mikrobunu bulan alim Kambur Vesîm

32 * Retina tabakasını bulan alim İbni r6; Rüşd

33 * İlk göz ameliyatını yapan alim Ammar

34 * İlk kanser ameliyatını yapan alim Ali bin Abbas

35 * Küçük kan dolaşımını bulan alim İbnünnefis

36 * İlk Tabipler odası başkanı Ali bin Rıdvan

37 * Sıfırı ilk kullanan alim Harizmi

38 * Trigonometriyi ilk bulan alim Battani

39 * Tanjant, kotanjant ve kosekantı ilk kullanan alim Ebul Vefa

40 * Trigonometri kitabını yazan alim Nasiruddin Tusi

41 * İlk trigonometrik dönüşüm formülünü bulan alim İbni Yunus

42 * Binom formülünü ilk bulan alim Ömer Hayyam

43 * İlk difransiyel kitabını yazan alim. Sabit bin Kurra

44 *Ondalık kesiri ilk bulan alim Gıyaseddin Cemşid

45 *İlk usturlabı yapan alim Zerkali

46 *Dünyanın döndüğünü keşfeden ilk alim Biruni

47 *Dünyanın çevresini ilk ölçen alim Musa kardeşler

48 *Güneşin yüzündeki lekeleri ilk bulan alim Fergani

49 *Yıldızların yer ve açıklıklarını ölçen ve ilk cetveli geliştiren alim Cabir bin Eflah

50 *İlk otomatik kontrol sistemleri tasarlayan alim Ahmet bin Musa

51 *Sibernetiği ilk kuran alim. İsmail-El Gezeri

52 *İlk optik temellerini koyan alim İbni Heysem

53 *Sesin fiziki açıklamasını ilk yapan alim Farabi

54 *İlk torna tezgahını yapan alim İbni Karara

55 *Kanatlarla uçan ilk alim Hazerfen Ahmed Çelebi

56 *İlk uçağı yapan alim Ebu Firnas

57 *Yer çekimini ilk bulan alim Razi

58 *Sarkaçlı saati ilk yapan alim İbni Yunus

59 *Maddelerin özgül ağırlığını ilk hesaplayan alim Hazini

60 *Atomun parçalanabileceğim ilk bulan alim Cabir bin Hayyan

61 *Gök kuşağını ilk açıklayan alim Kutbettin Şirazi

62 *İlk kimya laboratuarını kuran alim. Cabir

63 *Saf alkolü ilk elde eden alim Razi

64 *Fosforu ilk bulan alim Beşir

65 *Havan topunu ilk bulan alim Fatih Sultan Mehmed

66 *İlk kıta seyahatnamesini yazan alim İbni Battuta

67 *İlk dünya haritasını çizen alim Mürsiyeli İbrahim

68 *İlk ecza kitabını yazan alim İbni Baytar


4-İNANÇ HÜRRİYETİ VE YÜKSEK TEKNOLOJİ
Bir Türk alimi buyruyor ki; Tayyarenin 2 kanadı varsa, tek kanatla uçmazsa, islam alimininde 2 özelliği olması lazım.

1 - Fen bilgisi (tıb, astronomi dahil).
2 - Din bilgisi.

Biri yoksa ona islâm alimi denmez.
Devletlerin de büyümesi yükselmesi için 2 özellik lazım.

1 - İleri teknoloji
2 - Din hürriyeti.

Osmanlının ilk 300 senesinde bu ikisi de tamdı. İkinci 300 yıl içinde, iç ve dış düşmanların ittifakı ile fen bilgileri okullar da azaltıldı. Teknoloji de geri kaldı ve yıkıldı.
Rusya teknolojide ileri fakat din hürriyetinden vatandaşı mahrum bıraktı ve çöktü. Amerika'da 100 yıl, 2 özellik vardı. Şimdi din hürriyeti orada da kısıtlanırsa Amerika da çökecektir.
Süper güç denilen ülkeler Amerika, avrupa, rusya çok büyük bataklıklar içinde debelenmekteler. Bu ülkelerin insanlarının çoğu,

1 - Ayyaş ve sarhoş, alkol bataklığında
2 - Uyuşturucu mübtelası. Milyonlarca adet depresyon ilacı kullanılıyor.
3 - Fuhuş sektörünün oyuncağı, ahlaksız.
4 - Aile mefhumu yıkılmış. Ekseri insanlar hayvan gibi ruhsuz yaşamakta.
5 - Çocuk sahibi olmuyorlar. Devletleri teşvik ettiği halde duyarsızlar. Köpek beslemeyi tercih ediyorlar.
6 - Yakın gelecekte kurduğu fabrikaları, işletmeleri, tesisleri, yönetecek işletecek elemanları bulamayacaklar.
7 - Bunlar süper zekalı ve akıllı insanlar değiller. Osmanlının devşirme projesini uygulayarak muvaffak olmuşlar.

5 - TÜRK İNSANI Osmanlı 300 sene süper güçtü.

1 - Akıllı ve zekidir.
2 - Dinini doğru olarak öğrenir, din ve fen yobazlarına aldanmazsa
3 - Ahlaki değerlerine ve aileye sahib çıkarsa
4 - Eğitime önem verir, çalışkan ve gayretli olursa
5 - Sanayi devrimi-4 ü çok rahat en iyi temsil kabiliyetine sahib olur. Osmanlının dünya hakimiyeti gibi altın çağı yakalar.

6-KÂBUSNÂME
[Çok kıymetli nasihatler]

Kâbusnâme, 1082 yılında Kûhistan sultanı
Keykavus İskender bin Kâbus’un, oğluna nasihatleridir. Tarih boyunca pek çok padişah, sultan ve devlet adamı tarafından birçok dillere çevrilir, birçok edebî, tarihî ve ahlâkî eserlere kaynak teşkil eder. Der ki;

Kimseyi aldatma ve sakın aldanma, hele alış ve verişte. Çünkü insan alışverişte çabuk aldanır. Aldanan ve aldatan ahmaktır. Aklı noksandır.

Bütün işlerde sabırlı ol, aceleci olma. (Sabretmek ikinci akıllılıktır) demişler. Yani bir kişinin ne kadar aklı olursa ve bir işini sabırla işlerse, aklı o kadar çok olur.

7-YER KÜREMİZ
12.740 km çaplı bir top üzerinde yaşıyoruz. Bu top kendi ekseni etrafında 1600 km/h dönüyor. Güneş etrafında ise 100.000 km/hızla gidiyor.bu hıza hiçbir füze henüz erişemedi.

Verdiğimiz bu sayılar sadece dünya içindir. Güneş sistemi ise daha ilginçtir. Güneş sisteminin galaksi merkezi etrafındaki dönüş hızı 720.000 km dir.

İçinde 200 milyar yıldızı bulunduran Samanyolu galaksisinin uzay içindeki hızı ise 950.000 km dir.

Evrende sistemler büyüdükçe hızlar artmaktadır. Evrende Samanyolu gibi 100 milyar civarında galaksi bulunduğu tahmin edilmektedir.

Bu galaksiler içinde insan aklının alamayacağı sayıdaki yıldızlar inanılmaz hızlarla hem kendi içlerinde hem de bağlı olduklar sistemler etrafında dönmektedirler.

Samanyolu Galaksisinde yaklaşık 400 milyar yıldız var. Galaksi yaklaşık çapı en az 100bin ışık yılı (yaklaşık 1000 katrilyon km) Güneşin galaksi merkezine uzaklığı 27bin trilyon km.

Normal (aslında büyük) boyutlu Samanyolu gibi galaksiler 50 milyardan birkaç trilyona uzanan bir aralıkta yıldıza sahipken, cüce galaksiler ancak birkaç milyon ila 10-15 milyar arasında yıldız içerebiliyorlar.

1 ışık yılı=950 milyar km. en yakın yıldız:
4 ışıkyılı mesafede
Kutup yıldızı:400 ışık yılı mesafede

Kur’ân-ı Kerîmde 7 kat sema, göklerden bahsedilir. Evren, kâinat dediğimiz 1. kat gökdür. 1.kat sema 2. kata göre deryada damla gibidir. Beyan edilir.

Bu kadar yıldız sistemleri çok hızlı hareket halinde çarpışmadan yörüngelerinde devam ederler. Herşey çok ince hesaplar üzerine yaratılmıştır.

Einstein ömrünün sonunda bütün teorilerin bağlı olduğu bir teori olması gerektiğine inanıyorum. fakat bunu henüz bulamadım. Demiştir. Bu teori k.kerimde açıkça beyan edilmiştir.
Herşey ince bir hesap üzere yaratılmıştır.

Kur’ân-ı kerîm ahiret hayatına inanların ve ona uygun yaşayanların dünyada ve ahirette mesud olacaklarını bildiriyor. Bir alim islamın bilgileri asprin misalidir, demiştir.

ATOM: Elektronlar, fezâdaki yıldızlar gibi mecmû’alar meydâna getirir. Elektron manzûmelerine atom diyoruz. güneşsisteminde olduğu gibi, atom da, karışık bir teşekküle mâlik ve atom çekirdeği dediğimiz, ortada bulunan bir güneş ile, bu güneş etrâfında, seyyâreler gibi dönen, elektronlardan yapılmışdır.

Çekirdeğin çapı, bütün atom çapından 100.000 def’a küçükdür.

Allahü teâlânın sayılamıyacak kadar çok olan hikmetlerinden biri de şudur ki, atomun insan büyüklüğü yanındaki hacmi, insanın güneş büyüklüğüne nisbeti gibi olup, bu nisbet 1028 dir. Ya’nî 1028 atom bir insanı, 1028 dâne insan da, güneşi meydâna getirir.Güneş büyüklüğü 1056 atom büyüklüğü kadardır.Demek ki, insanın kâinâtdaki mevkı’i, güneş büyüklüğü ile, atom büyüklüğü ortasındadır.

Bu bilgilerden çıkan sonuç: Hacımsal olarak.
bir insanda=30 trilyon hücre var
bir hücrede=300 trilyon atom var.

Canlıların yapı taşı hücre, cansızların yapı taşı atomdur. Her ikisi de sürekli hareket halinde dir. durgun değildir. Atom etrafındaki elektronlarda 100.000 km/sn hızla dönmektedir.

8-AHİ EVREN

ANADOLU ESNAF TEŞKİLATI PİRİ AHİ EVREN
kelâm, tefsîr, tasavvuf ve fıkıh âlimi, tabîb, Anadolu’daki Ahîlik esnaf teşkilâtının kurucusu.

(m. 1171) yılında, İran’da Batı Azerbaycan taraflarındaki Hoy kasabasında dünyâya geldi.
Ahi Evran ve Fatıma Bacı
Ahî Evran, Sadreddîn-i Konevî hazretlerinin isteği üzerine, diğer ulemâ ile birlikte Konya’ya döndü.

Şems-i Tebrîzî’nin vefât hâdisesinden sonra, Kırşehir’e (Gülşehir’e) gidip yerleşti...

Herkesin korkarak kaçıştığı büyükçe bir yılan AHİ EVRAN.ı görünce, saygılı bir hal aldı. Kendisine itâat etmesi ve herkesin gözü önünde bu kerâmetinin izhârı neticesinde Ahî Evrân (Yılanın kardeşi) lakabını aldı.

Eşi olan, Fatıma Bacı “Bacıyan-ı Rum” teşkilatını kurmuş ve “Kadın Ana” olarak tanınmıştı.
Fâtıma Bacı’nın yetiştirdiği bacılar da, elde ettikleri mümtaz İslâm kültürünü, bacıdan bacıya naklettiler..

Söğüt civarında, Bizans hududunda gelişmeye başlayan Osmanlı Beyliği emrine koşuşan Ahîlerden bir kısmı, uçlara yerleşip tekkeler ve zaviyeler kurdular.

Bir Ahî Şeyhi olan, Şeyh Edebâlî ile Osman Bey arasında akrabalık tesis edildi. Doğudan gelerek Osmanlılara katılan Türkmenleri terbiye ettiler, yetiştirdiler. Onlara İslâmî bilgileri öğretip, gazâ rûhunu aşıladılar...

OSMANLI’NIN TEMELLERİ ATILIRKEN...

Bâciyân grubu da, yeni gelenlerin kadınlarına İslâmiyeti öğreterek, dîn-i İslâmı bi-hakkın yaşamaları için gayret ettiler. Üç kıt’ada altı asır at oynatacak istikbâlin Osmanlı neslinin temelini kurmakta, onlara yardımcı oldular. Osmanlılar da, Ahî Evran’ın torunlarına ve halîfelerine ba’zı imtiyazlar verip, onların hizmetlerinin devâmını sağlamışlar, esnafı teşkilâtlandırıp eğitmelerine yardımcı olmuşlardır. Zaman zaman padişahlar, ahîlere pîrlik yapmışlar, onların lideri durumuna geçmişlerdir. Padişahların tahta geçerken cülus merasimi esnasında kılıç kuşanmaları da ahîlerin “Şedd-i bend” (kuşak kuşanmak) esâsına dayandığı da bildirilmektedir.

Bizim kültürümüzde AHİLİK teşkilatı vardır. PABUCU dama atıldı sözü meşhurdur.

Osmanlı devrinde esnaf teşkilatı, ahilik geleneğinin uzantısı olarak belli bir nizam içerisinde ve fevkalede sağlıklı işlemiştir. Her esnaf teşekkülünün bir kethüdası bulunur ve kethüda o meslek dalının inceliklerini, kanunlarını, yönetim biçimini iyi bilir, esnafın çalışma düzeni ve dürüstlüğünü denetlermiş. Esnaf ile kethüda arasında yiğitbaşı denilen, bilirkişi konumunda bir esnaf temsilcisi bulunur, sanatında hile yapanlar olursa yiğitbaşı tarafından tespit edilerek kethüdaya bildirilir ve gerekli ceza işlemleri başlatılırmış.
Bu, bir nevi şimdiki TSE kontrollüğü demektir.

Herkesin meslek ahlakı ilkeleriyle çalıştığı o dönemlerde bir zanaatkarın yaptığı işte ihmal veya hileye sapması nadir görülen hadiselerdendir. Çabucak bozulan, yırtılan veya çürüyen mallarda bir hile aranır, bulunursa kethüdaya şikayetle ilgilisinin cezalandırılması istenirmiş.

Takdir edilir ki ayakkabı imalatı bu tür şikayetlere açık bir meslektir. Kısa sürede eskiyen ayakkabının kullanım hatası mı, yoksa üretim hatası mı olduğu sık sık tartışma ve şikayet konusu edilmeye başladığı devirlerde, çürük çarık yapılan, çabuk sökülen yahut delinen ayakkabılar dolayısıyla kethüda sık sık çarıkçılar yiğitbaşısını çağırıp tahkikat yaptırır olmuş.
Eğer bir imalat hilesi söz konusu ise ilgili usta çağrılır, esnafın ileri gelenleri, yiğitbaşı ve diğer meslek temsilcileri huzurunda kethüda tarafından tekdir edilir, aldığı ücretin müşteriye iadesi sağlanır, dava konusu olan ayakkabı da kullanılmamak için dama atılırmış.

Bir esnafın yaptığı ayakkabının dama atılması o usta için en büyük ayıp olup meslekteki şeref ve itibarını sıfırlar ve müşterisinin azalmasına yol açarmış. Bu uygulama bütün esnaf teşkilatı için bir genelleme niteliğinde olup birisi hakkında "pabucu dama atıldı" denilmesi artık o meslekten ekmek yemesinin zor olduğuna işaret sayılır, esnafın bu titizlik ile iş görmesi temin edilirmiş.

Bu uygulamanın ahi evran'dan kalma olduğu, daha o zamanlarda da hatalı malzeme üreten zanaatkarın, ahi şeyhi tarafından meclisten çıkarılıp pabucunun tekke damına atıldığı ve evine yalın ayak gönderildiğine dair rivayetler de vardır.
Ahi evran buyuruyor ki : Yapacağın işin doğruluğunu bilemeyince : Ticaret de sana yapılmasını istemediğin şeyi, başkasına yapma . Sana yapılmasını istediğin şeyi de sen başkalarına yap. Şimdi buna ENPATİ diyorlar.

ALIŞVERİŞ - TİCARET
Helâl mal kazanmak çok önemlidir. Bütün ibâdetlerin kabûl olması, halâl lokmaya baglıdır.

MECELLE der ki, ibâdetler on kısmdır: Dokuz
kısmı halâl kazanmakdır. Hadisi şerif ( Beyheki)

Bir kısmı da bildigimiz bütün ibâdetlerdir). O hâlde, halâl kazanmaga çalısmalıdır.

9-AHMET CEVDET PAŞA
Ahmed Cevdet pâşa 1312- 1894] de vefât etdi.Sultan Abdülaziz ve abdülhamid han devrinde paşa. Fâtih câmi’i şerîfi bağçesinde mermer kabri vardır. Bütün milletlerin çok kıymet verdiği (Mecelle) adındaki kitâbı hâzırlamakla, büyük hizmet etmişdir. (Kısas-ı Enbiyâ) ve (Ma’lûmât-i nâfi’a) kitâbları meşhurdur

Cevdet paşa hazreti Ali’den şöyle bir kıssa nakleder. Ahirete inanmayan birine eğer senin dediğin doğru ise benim kaybım yok. Ya benim dediğim doğru olup sonsuz bir ahiret hayatı varsa senin halin ne olur?

İslamın getirdiği kurallar içme suyunun ve bir aspirinin herkese faydalı olması gibidir. Bu kurallara ahirete inanmayarak uyanlar dünya kati faydasını görür. Ahirete inanarak uyanlar hem dünyada hem de ahirette faydasını görür.

10-MECELLE –İSLAM HUKUKU KİTABI

Günlük islerde güzel ahlaka uygun davranabilmek için, herkesin
(Mecelle) kitâbı basındaki yüz maddeyi ezberlemesi ve iyi anlaması lâzımdır.
(Mecelle) kitâbında, 16 kısm vardır. Hepsi [1851] maddedir.

1751 madde doğru alışverişi anlatır.
Yani MECELLENİN %95 i doğru ticareti anlatmaktadır.

> Hukuk fakültesi: roma hukuku-islam hukuku dersi var.
> Kural : Müsliman suç işlemez. kanuna karşı gelmez. günah da işlemez.
> Nikah:dini nikah-resmi nikah var. ikisi de lazım.
> İslam hukundaki bilgiler kanunlara aykırı değil.
> İçki-kumar-zina kanunen suç değil. Günah. Ocaklar bu üçü sebebiyle sönüyor. İslam hukukuna uyan bu dertten kurtulur.

- Fıkh temel bilgileri) olup, yüz maddedir.
1- Alışveriş bilgileri, yüzbirden 403. cü maddeye kadardır.
2- (Kirâ) bilgileri olup, altıyüzonbirinci maddeye kadardır.
3- Kefîl olmak. Altıyüzyetmisikinci maddeye kadardır.
4- (Havâle) bilgisi, yediyüzüncü maddeye kadardır.
5- (Rehn) olup, yediyüzaltmısbirinci maddeye kadar
6- (Emânet)dir. Sekizyüzotuzikinci maddeye kadardır.
7- (Hibe) bağışlamakdır. Sekizyüzsekseninci maddeye kadardır.
8- Gasb ve Zarar)’dır. Dokuzyüzkırkıncı maddeye kadardır.
9- Hicr ve Ikrâh)’dır. Binkırkdördüncü maddeye kadardır.
10- Şirketler ve Sosyal bilgiler)’dir. 1448. ci maddeye kadar.
11-(Vekâlet)’dir. Binbesyüzotuzuncu maddeye kadardır.
12-(Sulh ve Afv)’dır. Binbesyüzyetmisbirinci maddeye kadardır.
13-(Ikrâr)’dır. Binaltıyüzonikinci maddeye kadardır.
14-(Da’vâ)’dır. Binaltıyüzyetmisbesinci maddeye kadardır.
15-(Isbât ve Yemîn)’dir. 1783. cü maddeye kadardır.
16-(Hâkimlik)’dir. Binsekizyüzellibirinci maddeye kadardır.



11-TİCARİ TERİMLER :

Sahih alışveriş = Doğru alışveriş :Aslı ve sıfatı ahlaka uygun
olan satış.

Bâtıl alışveriş =Bozuk alışveriş : Aslı da sıfatı da ahlaka uygun olmayan alışveriş.
Fâsid alış veriş =Yanlış alışveriş : Aslı ahlaka uygun, fakat sıfatı uygun değildir.

Misli mal = Çarşıda aynı evsafta benzeri bulunan, fiyatları aynı olan mal.
Kıyemi mal = Çarşıda benzeri bulunmayan, bulunsa da fiyatları farklı olan mal.
Ayn = Kendinde bulunan mal (veya hazır, mevcut olan mal)
Deyn = Kendinde bulunmayan mal (veya hazır olmayan mal)

Mütekavvim mal = Kıymetli mal.
Mütekavvim mal, kullanması mubah ve mümkün olan maldır. Müslümanlar için, şarap, domuz ve Besmelesiz kesilen hayvan veya leş, denizdeki balık (Kıymetli mal) değildir. Bir buğday dânesi kıymetli ise de, mal değildir.
Alışverişin sahih olması için, semenin de mebinin de mütekavvim olması lazımdır.
Mekruh alışveriş = Aslı ve sıfatı İslamiyet’i uygun ise de, kendisine, İslamiyet’in yasak etmiş olduğu bir şey karışmış olan satış.
Mevkuf alışveriş = Aslı ve sıfatı sahih ise de, başkasının hakkı karışan satış.
Alışverişte muhayyerlik = Vefa ile satış = Alıcı ve satıcının, satıştan vazgeçmek hakkı
Karz-ı hasen = Ödünç vermek
Gaben-i fahiş = Çok aldanmak
Gaben-i yesir = Az aldanmak
Lukata = Yerde bulunup, sahibi belli olmayan mal.

(Mecelle)nin yüzaltmısbesinci [165] maddesinde diyor ki,

1-sarraflıkda: piyasadaki fiyâtların en yükseginden, % 2,5 ve dahâ fazlası kadar yüksek
fiyâtla satın alarak aldanmaga çok aldanmak) denir.

2-menkul:hayvândan baska menkûl mallar için % 5,
3-hayvân : % 10
4-binâ : % 20

Bu mikdârlardan az olan aldanmağa az aldanmak denir.
Meselâ, satıcı, bu mala, şu kadar lira veren oldu deyip satsa,
piyasadaki en yüksek degerinden fâhis aldanma kadar fazla oldugu ve baskası,o kadar lira vermedigi anlasılsa, müsterî satışı fesh edebilir.

Dikkat edilirse bozabilir deniyor, bozması gerekir demiyor. Üstelik kendi rızası ile çok ucuza satmanın hiçbir mahzuru yoktur.]

Satıcı yalan söylemeden, fahiş fiyatla satsa, aldanan müşteri alışverişi bozamaz. Çünkü herkes malını, dilediği fiyatla satabilir. İslamiyet’te kâr haddi diye bir şey yoktur. Yalan söylenerek, az aldatılan kimse, alışverişi bozamaz.

Şakik-i Belhi hazretleri buyuruyor ki: 700 âlime beş sual sordum. Hepsinin cevabı, yaklaşık aynıdır. Bunlar şöyleydi:

1- (Akıllı kime denir?) diye sordum. (Dünyaya kıymet vermeyene)dediler. Dünyaya kıymet vermeyen, âhirete kıymet verir. Âhirete kıymet veren de, sonsuz saadete kavuşur.

2- (Zeki kime denir?) diye sordum. (Aldanmayana) diye cevap verdiler. Hangi konuda aldanmaz? Her konuda aldanmaz. Din işlerinde aldanmaz, alışverişlerde aldanmaz, ticarette aldanmaz. Aldanmadığı gibi, başkalarını da aldatmaz. Çünkü dinimizde, aldanmak da, aldatmak da yoktur.

3- (Derviş kime denir?) diye sordum. (Allahü teâlânın rızasını, Onun kullarının rızasından üstün tutana derviş denir) diye cevap verdiler. Demek ki, derviş, insanları memnun etmek için değil, Allahü teâlâyı memnun etmek için yaşar. İnsanların arzularıyla, istekleriyle Allahü teâlânınkiler bir araya gelirse, o daima Cenab-ı Hakk’ın tarafını tercih eder.

4- (Zengin kime derler?) diye sordum. (Kanaat edene) diye cevap verdiler. İnsanın nefsi, doymak bilmeyen, heyula denilen hayvana benzer. Hiçbir zaman, bu bana yeter demez. Her şeyi ister.

5- (Cimri kime denir?) diye sordum. (Allahü teâlânın verdiği emaneti şahsından bilene, hepsini kendine ait zannedene denir) diye cevap verdiler. Hâlbuki Allahü teâlâ, o nimetleri kullansın ve kullarına versin diye verdi. Bizim böyle bir varlığımız yoktu. Allahü teâlânın verdiği bu nimetleri Onun rıza gösterdiği, emrettiği yerlere harcamalı, Onun kullarının ihtiyaçlarını görmeye çalışmalı. Aksini yapmanın vebali büyük olur.

Bâyı’ yalan söylemeden, fâhis fiyâtla satsa, aldanan müsterî satışı bozamaz. Çünki herkes malını, diledigi fiyâtla satabilir. Islâmiyyetde (kâr haddi) diye birsey yokdur.
Yalnız, sıkısık durumda olanlara, yiyecek, giyecek ve barınacak lüzûmlu esyâyı fâhis, yüksek fiyâtla satmak harâmdır .

12-DOĞRU ALIŞVERİŞ-sahih alışveriş.
Aldanmayan ve aldatmayan alışveriş
Bu alışveriş şu 10 şartın gerçekleşmesi neticesi mümkün olur.
1-Alıcı ve satıcının aynı kimse olmaması, ya’nî bir kimsenin hem satıcıya, hem alıcıya vekîl olarak kendi kendine satışyapmaması
2-Alıcı ve satıcı akllı olmaları,
3-Akd yapılması, ya’nî birinin (Îcâb), ya’nî
teklîf edip, karsısındakinin, onu, ayrılmadan önce (Kabûl) etmesi, ya’nî söz kesilmesi,
4-Mal ve paranın kıymetli olmaları lâzımdır
5-Mal ayn olmalı. Yani belirlenmeli. Belirsiz mal olmamalı.
6-Mal miktarı belli olmalı
7-Malın müsterîye teslîmi mümkin olması
8-Mal bedeli belli olmalı
9-Paranın cinsinin belli olması lâzımdır.
10-Ödeme zamanı belli olmalı. peşin. veresiye. Taksit
S.Ebediyye.

13-AKD ÇEŞİTLERİ:

1-Sözlü:karşılıklı,telefon ile
2-Yazılı:mektub,fax,e-mail ile
3-Hal,davranış ile:
Mesela kuruyemişcide 1kg fındık pakedi üzerinde 50 tl yazıyor. Pakedi aldım.50 tl yi masaya koydum. icab kabul oldu

14-SATILIK MAL
satılık mal yedi türlü olur:
1 — Hâzır ve belirli olur. Satması sahîhdir.
2 — Hâzır degildir. Fekat belirlidir. ve teslîmi mümkindir.
Hudûdü bildirilen arsa gibi. Satması sahîhdir.
3 — Mülkdür. Fekat teslîmi mümkin olmaz. Firârî hayvânı, gayb olan esyâyı satmak bâtıldır.
4 — Teslîmi mümkin, fekat belirli degildir. Müsterî tanımaz. Fâsiddir.yanlışdır. Bir sürüden bir koyun satmak gibi. Teslîmi mümkin, fekat zararlı olursa yine fâsiddir. Evin
bir diregini satmak gibi.
5 — Bir kimseye ödünc verilmisdir. Yalnız ona ve pesin satmak câiz olup, başkasına satmak fâsiddir.yanlışdır.
6 — Bir kimseye emânet, âriyet, yâhud kirâ veyâ rehn, yâhud sermâye olarak verilmisdir. O kimseye satmak câiz ise de, alıp, tekrâr teslîm etmek lâzımdır.
7 — Mal, gasb veyâ hırsızlık yâhut hıyânet sûreti ile müsterîde bulunur. Bu müşteriye satılabilir. Ikinci teslîme ihtiyâc yokdur.

15-BATIL SATIŞ: BOZUK SATIŞ

Bazı fâsid,Yanlış satışlar, gayrimüslim ülkelerde caizdir, fakat bâtıl olan satışlar, gayrimüslim ülkelerde de caiz değildir, haramdır. Günaha girmemek için bâtıl satışları herkesin bilmesi lazımdır. Bâtıl satışlardan bazıları şunlardır:
1- Mal sayılmayan şeylerin satılması bâtıldır. Mesela kan ve leş mal değildir.

2- Mülkü olmayan şeyi satmak bâtıldır. Mesela denizdeki balığı yakalamadan önce satmak bâtıldır. Satış yaptıktan sonra balıkları tutup müşteriye verse yine sahih olmaz. Balıkları tuttuktan sonra satmalıdır.

3- İneğin memesindeki sütü sağmadan önce satmak bâtıldır. Sahih olması için, ineğin sahibine, sütün değerine yakın bir para ödünç verilir. İneğin sahibi de hayvanından çıkan sütü her gün ödünç verir. Sonra takas yoluyla ödeşirler.

4- Ağaçta belirmemiş olan meyveyi satmak bâtıldır. Çünkü ortada mal yok. Meyvenin büyüyeceği kesin değildir.

5- Yedi yaşından küçük çocuğun alışverişi bâtıldır. [Ancak çocuğun eve getirdiği şeyleri ana veya babası görüp razı olursa alışverişi sahih olur. Razı olmakla ana baba alışveriş yapmış oluyor.]

6- Canlı hayvanın etini tartıyla satmak bâtıldır. [Fakat satıcı tartıp hesap eder, şu kadar lira der. Alıcı da, bu koyuna o kadar lira veriyorum derse mahzuru olmaz.]

7- Kaybolan eşyayı satmak bâtıldır. Çünkü malı hemen teslim etme imkânı yoktur.

8- Leşin derisini tabaklamadan satmak bâtıldır. Leşin kemikleri, boynuzu, tüyü, kılı satılır. Domuzdan başka eti yenmeyen hayvanları ve haşeratı ve balıktan başka deniz hayvanlarını, ancak kullanmaları faydalı olduğu zaman satmak caiz olur. Domuzdan başka eti yenmeyen hayvanlar Besmele ile kesilince veya avlayınca derisi temiz olur.

9- Bir binanın üst katı yıkıldıktan sonra, yalnız bu üst katını satmak bâtıldır. Çünkü mal kalmamıştır. Mevcut olan mal satılır. Hak, yalnız olarak satılmaz. Bunun için, alınacak maaşı almadan önce satmak, bunların çeklerini bankaya kırdırmak bâtıldır.

10- Bir kimse, cinsini söyleyerek bir şey satsa, bu şey başka cinsten çıksa, satış bâtıl olur. Mesela nohut diye alıp, pirinç çıksa, bâtıl olur.

11- (Falan şey olursa veya olmazsa, bu malı sana sattım) diye satış yapmak bâtıl olur. [Mesela Polatlı il olursa, bu malı sana bin dolara sattım veya deprem olmazsa, bu evi sana 90 bin liraya sattım demek gibi]

12- Satıcıya ve müşteriye faydası olmayan şartla alışveriş sahih olup, şart edilen şey yapılmaz. Mesela, binmemek şartıyla bir hayvanı satmak, müşterinin kendi giymemesi şartıyla elbise satmak, başkasına satmamak veya hediye etmemek şartıyla satın almak sahih olup, bu şartların hepsi boştur, yapılmaz. Mesela kesmek şartıyla koç satın almak sahihtir, fakat şart geçersizdir. Bir malı, bu şehirde satmamak şartıyla satın almak sahih olup, şart bâtıldır. Bir evi yıkmak şartıyla satın almak sahih, fakat şart bâtıldır, yani yıkmak gerekmez.

13- Bir satışta, malın ve paranın ikisi de belirsiz olursa, alışveriş sahih olmaz, bâtıl olur. Deyni, deyn karşılığı satmak bâtıldır. Bunun için, her çeşit alacak, teslim alınmadan önce, hiç kimseye veresiye satılamaz. [Kendinde bulunan mala (Ayn), kendinde bulunmayana (Deyn) denir.]

14- Ayakkabıyı, henüz yapmadan satmak bâtıldır. Ismarlama sûreti ile yapmak caizdir.

15- Ücret ile ibadet yaptırmak veya ibadetin sevabını başkasına satmak bâtıldır.

HAZRETİ İSA VE YOL ARKADAŞI

İsa aleyhisselamın Yahudi yol arkadaşı
İsa aleyhisselam bir Yahudi ile yolculuğa çıkar. Yanında üç ekmeği olan Yahudi, göstermeden ekmeğin birini yer. İsa aleyhisselam “Senin üç ekmeğin vardı, biri ne oldu?” diye sorunca Yahudi, “benim ekmeğim iki idi” diyerek yalan söyler...
Yollarına devam ederken

bir cüzzamlı hastaya rastlarlar. İsa aleyhisselam asası ile dokununca hasta iyileşir. İsa aleyhisselam yine ekmeğinin kaç olduğunu sorar. Yahudi “iki” diye cevap verir...
Bu minval üzere giderken, İsa aleyhisselamın yolda nice mucizelerine şahit olan Yahudi iman etmemekte ısrar eder...
Valinin hasta kızı..
.
Bir müddet sonra İsa aleyhisselam bir ağacın gölgesinde uyumaya başlar. O bölgenin valisinin hasta bir kızı vardır. Ölüleri dirilten, hastalara şifa veren zatın kendi memleketine geldiğini duyup aratmaya başlar. Ağacın altında uyumakta olan İsa aleyhisselamın yanına varırlar. Ancak, Yahudi gelenlere “O sizin aradığınız benim, getirin hastayı iyileştireyim” der.
Hastayı getirdiklerinde asayı vurunca çocuk ölür. Yahudiyi idama mahkum ederler.

Bu sırada İsa aleyhisselam uykusundan uyanıp asasının kaybolduğunu görür ve biraz sonra da meseleyi öğrenir. Yahudinin asılmak üzere olduğunu görünce:
-Bu arkadaşımı serbest bırakırsanız, çocuğunuzu biiznillah diriltirim, der.
Kabul ederler. İsa aleyhisselam ölen çocuğun başına varıp: “Kum bi-iznillah” deyince çocuk hem de hastalıktan kurtulmuş olarak ayağa kalkar.

Bu mucizeyi de gören Yahudi’de hâlâ iman alameti yoktur...
Yollarına devam ederler. Bir müddet gittikten sonra beş parça külçe altına rastlarlar. Altınları taksim etmek mümkün olmadığından İsa aleyhisselam:
-Kimin ekmeği üçse o üç parçasını alsın, iki ekmeği olan da iki parça alsın, der.
Bu zamana kadar ekmeğinin iki olduğunu ısrarla söyleyen Yahudi:
-Benim üç ekmeğim vardı. Birisini senden gizli olarak yedim. Ben üç parça almam lazım, der.

İsa aleyhisselam “beşi de senin olsun” diyerek Yahudi ile olan yol arkadaşlığını bitirir ve oradan gider.

Dünya hırsının sonu!..
Yahudi sevinç içindeyken yanına iki kişi gelir. Onlar da altınlara ortak olmak isterler. Yahudi bakar ki, kurtulmanın imkânı yok:
-Siz bekleyin, ben eve gidip, bir araba ve altınları kesmek için de bir testere getireyim, der ve gider.
Eve varır, karısına zehirli bir börek yaptırıp döner. O iki kişi anlaşıp Yahudiyi öldürürler ve onun getirdiği zehirli böreği de yerler. Yani üçü de dünya hırsıyla son nefeslerini verirler...

16-FASİD SATIŞ: Yanlış alışveriş
birkaç örnek:

1- Alacaklısına evini verip, (Ücretsiz otur!) demek fâsiddir.
2- Sütü için hayvanı, meyvesi için ağacı, üzümü için asmayı, koyun otlatmak için tarlayı, yünü için hayvanı kiraya vermek caiz değildir, fâsiddir.

3- İpliğin bir kısmını, dokumacıya kira olarak bırakmak üzere dokutmak, eşyadan bir kısmını, kira olarak vermek üzere taşıtmak için hayvan kiralamak, unun bir kısmını, kira vermek üzere, buğday öğütmek fâsiddir.

4- Bir kimsenin, birinden bir miktar alacağı varken, bu kimsenin, alacağıyla takas edilmemek şartıyla ondan o kadar liralık mal satın alması fâsiddir. Yani kömürcüden 100 lira alacağı olan kimse, 100 liralık kömür alıp, (Alacağıma say!) diyebilir, fakat (Alacağıma sayma, ben sana 100 lira borçlanayım) diyemez.

5- Evini, ölünceye kadar içinde oturmak veya ölünceye kadar müşterinin kendisine bakması şartıyla satmak fâsid olur. Bu şartla evini hediye etmek caizdir ve evi teslim ettikten ve alan, ona bakmaya razı olduktan sonra, geri alamaz.

6- Satıştaki taksit müddetini, satıcının ve müşterinin bilmesi şarttır. Ödeme müddeti, mal teslim tarihinden başlar. (Hacılar geldiği zaman, yağmur yağdığı vakit öderim) demek caiz değildir, fâsiddir. Hangi ayın hangi günü olduğu bilinmelidir.

7- (Şu sürüden bir koyunu sana sattım) demek fâsiddir, çünkü hangi koyun olduğu belli değildir.

8- Veresiye vermek için, fiyatı arttırmak şart edilirse, alışveriş fâsid olur. Mesela, 100 lira olan bir malı, taksitle alırsan veya üç ay vade ile alırsan 110 lira demek gibi. Fakat 100 liralık bir malı, veresiye isteyen kimseye 110 lira veya 200 lira dense fâsid olmaz. Herkes malını dilediği fiyata satabilir. Öncekinde, (Malım 100 lira, ama veresiye alırsan daha fazlaya satarım) demesi zamanı parayla satmak oluyor.

9- Bir kimseye verdiği ödüncü yalnız ona ve peşin satmak caiz olup, başkasına satmak fâsiddir. Mesela komşuya on tane yumurta ödünç verdik. Bunu başkasına satamayız. Komşu parasını vereyim derse ona peşin satmak caizdir.

10- Fakirin, zekâtı teslim almadan satması fâsiddir. Mesela, (Ali Bey, bana zekât olarak bir ayakkabıyla bir palto verecek. Onu sana sattım) demek caiz olmaz. Zekât mallarını almış olması lazımdır.

11- Alışverişin gereği olmadan, satıcıya veya müşteriye faydası olan bir şartla yapılan satış fâsid olur. Birkaç örnek verelim:
Satıcının buğdayı un yaptıktan veya meyveyi topladıktan sonra teslim etmesini şart etmek fâsiddir.

Peşin olarak pazarlık edince, parasını vermeden önce, malı teslim etmesini istemek fâsiddir. Parasını sonra vermek üzere veresiye satmanın mahzuru olmaz.

Parasını başka şehirde vermeyi şart koşmak fâsiddir. Mesela peşin pazarlık yapıp malı İstanbul’da teslim alıp, (Gel parasını sana Ankara’da vereyim) demek fâsiddir.
12- Alacak senedini, borçlu olduğumuz başka birine vermek fasiddir. DARÜL HARB de kafire verilebilir. müslimana verilemez.

Alacak senedini, borçlu olduğumuz başka birine REHİN olarak verse, dese ki bu senet ödenmezse ben ödeyeceğim. caiz olur.


17-MEKRUH SATIŞ
Aslı ve sıfatı uygun ise de, kendisine,
dinin yasak etmis oldugu birsey karısmıs olan satısdır.

Örnekler:

Cum’a günü ögle ezânı ile imâm selâm verinciye kadar
olan zemânda alısveris yapmak mekrûhdur.

Satın almıyacagı bir malın semenini, baska müsterîler arasında yükseltmek mekrûhdur.

Iki kisi bir malın fiyâtındauyusmus iken, bu malı, dahâ yüksek fiyâtla satın almak istemek mekrûhdur.

Fitne yapanlara, âsîlere silâh satmak, mekrûhdur.

Fekat, silâh yapmaga yarıyan esyâyı, meselâ demir satmak mekrûh degildir.

Ya’nî, günâh yapmakda kullanılanseyin kendini satmak, tahrîmen mekrûh olur. Bu seyi hâzırlamaga yarıyan
maddeleri satmak ise, tenzîhen mekrûh olur.

Serâb yapana üzüm satmak da tenzîhen mekrûhdur. Çünki, kendileri harâm islemekde kullanılmaz.
Mekrûh satıslar câizdir, ya’nî sahîhdir, lâkin mekrûhdur.

Alışverişte önce kağıt parayı gösterip sonra akit yapmak mekruh. Kağıt paralarbankalardan geçmekte. Bankaların bir işi de faiz alıp vermek.olduğu için.

18-SARF SATISI —sarraf satışı-altın gümüş

Sarraflık, nakd, ya’nî para hâlinde veyâ her sekl esyâ hâlindeki
altını altına veyâ gümüsü gümüse veyâ birbirlerine satmakdır.

Satanın ve alanın sözlesmeden sonra, ayrılmadan teslimi, ya’nî eline veyâ cebine almaları lâzımdır. Çünki, altın ve gümüs dâimâ agırlık ile ölçülür.

Mal ile bedelin ikisi de agırlıkla veyâ hacm ile ölçülürse, bu özel satısdır. Bu tür özel satış veresiye olamaz. Hep pesin olması lâzımdır. Pesin olmak da, iki malın belirlenmesi
ile olur.

Sarf satısı pazarlıkla olur. Muhayyerlik yokdur

Altını gümüsle degisdirirken, agırlıklarının müsâvî olması
lâzım degildir.

Altını altın ile ve gümüsü gümüsle degisdirirken alınanla verilenin ağırlıklarının müsâvî oldugunu bilmeleri lâzımdır. Bilmezlerse, müsâvî olsalar bile câiz olmaz.

San’at ve isçilik ile veyâ baska bir sebeb ile birinin kıymeti çok olsa bile, ağırlıklarının yine müsâvî olması lâzımdır.

Verilen ve alınan altınların veyâ gümüşlerin agırlıkları müsâvî degilse, hafîf olan ile birlikde, aradaki fark kadar kâgıd para
da veyâ baska birsey de vermelidir.

Altının veyâ gümüsün bakırla olan alasımlarında, bunların mikdârı yarıdan fazla ise, bu alasımları, hâlisleri gibidir. Bunlarla kendi hâlislerini ancak esit agırlıkdasatın almak câiz olur.

19-SELEM İLE SATIŞ

Para peşin,mal veresiye olan satış. buna selem denir.
Selem, soz kesilirken ve malı teslim edinciye kadar gecen zeman icinde, carşıda benzeri hep bulunan,misli olan ve sıfatı ya’ni iyilik ve aşağılık derecesi ve mikdarı belli edilebilen, malda sahih olur.

Her deynde olduğu gibi, malın cinsi, ya’ni ismi, sıfatı, mikdarı bildirilerek selem olunur. Ya’ni peşin para ile, veresiye satılır. Olcu birimi, herkesce bilinmelidir.

Karpuz, bal kabağı, odun, balık, nar, ayva gibi irili ufaklı şeyler sayı ile selem yapılmaz. Vezn ve hacmle yapılır.

İrili ufaklı olmayıp fiyatları cok farklı olmıyan şeyler sayı ile ve hacm ile selem yapılır. Yumurta, cevz gibi şeylerde curuk bulunması,
sayı ile olcmeğe zarar vermez.

20-ISMARLAMA YAPTIRMAK

Bir san’at sâhibine, birsey ta’rîf ederek, yapdırmakdır. Malzeme san’at sâhibine âid olur. Malzemeyi müsterî verirse, isçilik olur.

Baskasının yapdıgı seyi verip,müsterî kabûl ederse, sahîh olur. Isin bitme zemânını ta’yîn etmek sart degildir.

Gecikme cezası
Bir ev veya süreli bir iş yaptırırken, anlaşmaya gecikme cezası şartı konabilir mi? Mesela, ev iki yıl içinde teslim edilmezse, her ay için bin lira gecikme cezası verilecek diye bir anlaşma yapılabilir mi?

Evet, mahzuru olmaz.

İcraya vermek
Parası varken, kasten borcunu ödemeyeni icraya verip, mallarını haczetmek caiz midir? Bir de haczederken avukatlık ücreti dâhil başka zaruri masraflar oluyor. Bunları da borçludan icra yoluyla almak caiz midir? Alacak gecikince, kanuni faizini de veriyorlar. Bunları da almak caiz midir?

Kasten borcunu vermeyeni icraya vermek, malını haczetmek, avukatlık ücreti ve diğer mecburi masrafları almak caizdir. Gecikme faizini almak caiz olmaz. Fakat borç verildiği zaman, o parayla hangi ayardan ne kadar altın alınıyorsa, o kadar altın veya o altının değeri kadar para istemek caizdir.


21-KİRALAMA
Bir kimse ile (Sen benim evimde kirasız otur. Ben de senin tarlanı ücretsiz ekeyim) diyerek bir anlaşma yapılsa, uygun olur mu?

Uygun değildir. Evin kirası karşılığı olarak tarlayı kiralamak caizdir. Evimin kirasına karşılık tarlanı kiralıyorum denir. Böyle bir anlaşma yapmak caizdir.

Bazıları da, yüklü bir ödünç para veriyor, (evinde ücretsiz oturayım) diyor. Yani, (Para faizsiz, ev kirasız) deniyor. Hâlbuki paranın faizine karşılık evde oturuluyor. Bu caiz olmaz.

Hırsız kapıyı kırıp eve girse, kapıdaki zararı kiracı mı öder? Depremden ev yıkılsa kim öder?

Depremin ve hırsızın verdiği zararı kiracı ödemez. Kiracı, kendi ihmali olan işlerdeki zararı öder.

Ev sahibi, anlaşmamız sona erdikten sonra, rayicin üstünde kira istiyor. Rayiçten fazla vermesem günah olur mu?

Evet günah olur.

Açık kalan musluk, komşuya zarar vermiş. Zararı ödemek lazım mı?

Evet. (Mecelle)

Apartman çatısının ve bahçenin tamir masrafını kim verir?

Anlaşmaya göredir.


Sözleşme müddeti bitmeden kiracıyı çıkarmak caiz mi?

Hayır.

Evi bir seneliğine kiraladım. Bir müddet sonra sahibi öldü. Oğlu sene dolmadan evden çıkarabilir mi, kirayı artırabilir mi?

Sözleşme süresi dolana kadar çıkaramaz, artıramaz.
Kiracıdan depozit almak ve bu depoziti kullanmak, depoziti Türk lirası olarak verip Türk lirası olarak almak caiz midir?
CEVAP
Kiracıdan depozit almak caizdir. Alınan bu depoziti daha sonra kiracının izni ile kullanmakta mahzur yoktur. İzinsiz kullanılması tahrimen mekruhtur, haramdır. Kiracı razı olursa, Türk parası olarak alıp Türk parası olarak iade etmek caizdir. Fakat birkaç sene sonra Türk lirasının değeri düşer. Değeri düşmüş parayı kiracıya verirken biraz düşünmek gerekir. Bunun için depozitleri altın olarak vermek çok iyi olur. Fazla bir kayıp söz konusu olmaz.

Depozito, emanet demektir. Emaneti de izinsiz kullanmak caiz olmaz. Bunun gibi, filancaya götürmek üzere emanet bir kilo elma alan kimsenin, verenin rızası olmadıkça, onları yiyip de, daha kalitelisinden alarak başka elmaları götürmesi caiz olmaz. Emanete hıyanet etmiş olur.

Şu an ki uygulama şöyle mesela 1000 tl.den iki aylık 2000tl depozit alınıyor. 5 sene sonra kira 1500 oldu ise, yine 2 aylık yani 3000 TL ödeniyor veya kiraya sayılıyor. bu uygun mu ?

her iki tarafın karşılıklı rıza ve anlaşmalarına bağlı olarak yapılabilir ki bu yeni bir akittir.

22-VEKİL-UMUMİ VEKİL

Birini vekîl yapmak, îcâb ve kabûl ile olur. Ya’nî, (Seni vekîl yapdım) ve (Kabûl etdim) sözleri veyâ yazıları ile olur. Vekîl, cevâb vermeden, isi yapmaga baslasa,kabûl etmis olur. Is habersiz yapıldıkdan sonra, sâhibinin, izn verdim demesi
ile de, vekîl etmis olur. Kirâcı kirâ ile, kirâdaki malı ta’mîr etmege vekîl yapılabilir.

Vekîl, sâhibinden ayrıca izn almadıkca veyâ (istedigini yap) diyerek (Umûmî vekîl) edilmedikce, baskasını kendine vekîl yapamaz. Yalnız, zekât vermek için olan vekîl, iznsiz olarak baskasını, o da baskasını vekîl yapabilirler. Ikinci vekîl,dogrudan
dogruya sâhibin vekîli olur.

Alısverisde, malın cinsi, nev’i [veyâ fiyâtı] vekîle bildirilmelidir. (Umûmî vekîl)
ise, bildirmege lüzûm olmaz. (Bana bir at al) demek sahîh olur.

Umûmî vekîl, sâhibinin malını, diledigi fiyâta satabilir. Fiyât söylenmis ise,
dahâ asagı satamaz. Satarsa, öder. Vekîl, sâhibinin malını, kendine satın alamaz.

Akrabâsına da satamaz. Ancak, bunlar, umûmî vekîl ise veyâ degerinden yüksek
satabilir. Umûmî vekîl, pesin de, veresiye de satabilir. Fekat, pesin sat veyâ su malımı
sat da borcumu ver denildi ise, veresiye satamaz.

Vekil ve Umumi vekil süresi azl edinceye kadardır.
Umumi vekil zincirleme başkalarını vekil yapabilir.

23-TİCÂRETDE İHSÂN
(Kimyâ-i se’âdet) de İmamı Gazali hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ, adâlet yapmak emr etdiği gibi, ihsân etmeği de emr ediyor. A’râf sûresi, ellibeşinci âyetinde meâlen, (İhsân edenlere, elbette rahmetim çok yakındır) buyuruldu. Yalnız adâlet yapanlar, dinde sermâyelerini kurtarmış olur. Amma kâr, ihsân edenleredir. Aklı olan, âhıret kârını hiç kaçırır mı? İhsân, emr edilmiyen iyiliği yapmakdır.
Ticâretde ihsân, 6 türlü elde edilir:
1 — Müşterî, fazla ihtiyâcı olduğu için, çok para vermeğe râzı olsa bile, çok kâr istememelidir.
Sırrî Sekâtînin “kuddise sirruh” dükkânı vardı. Yüzde beşden ziyâde kâr istemezdi. Bir kerre, altmış altınlık bâdem içi almışdı. Bâdem fiyâtı ânsızın yükseldi. Dellâl, bâdem satmak için geldi. Altmışüç altına sat dedi. Dellâl, bugün, bu kadar bâdemi, doksan altına alıyorlar deyince, ben yüzde beşden fazla kâr almamağa karâr verdim. Karârımı değişdirmem buyurdu. Dellâl da, ben de senin malını aşağı fiyâtla satamam dedi ve satmadı. O da, yüksek fiyâtla satmağa râzı olmadı. Bâdemler satılamadı. İşte ihsân böyle olur.
Halîfe Alî “radıyallahü anh”, Kûfe şehri çarşısında dolaşarak, (Az kârı red etmeyiniz! Çok kârdan mahrûm kalırsınız!) buyururdu. Eshâb-ı kirâmın “aleyhimürrıdvân” büyüklerinden Abdürrahmân bin Avf’a, o büyük serveti nasıl kazandın? dediler. Çok az kâra da râzı oldum. Hiçbir müşterîyi boş çevirmedim. Hattâ bir gün, bin deveyi sermâyesine satmışdım. Yalnız dizlerindeki ipleri kâr kalmışdı. Her ip, bir dirhem gümüş değerinde idi. O gün develerin yem parasını ben vermişdim. Kazancım ise, bin dirhem olmuşdu, buyurdu.
2 — Fakîrlerin malını fazla para ile almalı, onları sevindirmelidir. Meselâ, dul kadınların iğirdiği ipliğine, çocukların satdığı meyvelere çok para vermelidir. Bu sûretle çalışanlara yardım etmek, sadaka vermekden dahâ sevâbdır.
Çünki, (Alış-verişde kolaylık gösterenlere, Allahü teâlâ merhamet eylesin!) diye düâ buyurmuşdur. Fekat, zenginden mal alırken aldanmak sevâb değildir ve iyi değildir. Malı zâyı’ etmekdir. Belki pazarlık edip, ucuz almak lâzımdır. İmâm-ı Hasen ve Hüseyn “radıyallahü anhümâ”, her aldıklarında pazarlık eder, ucuz almağa uğraşırlardı. Kendilerine: Bir günde binlerle dirhem sadaka veriyorsunuz da, birşey satın alırken niçin uzun pazarlık ederek yoruluyorsunuz? dediklerinde, (Verdiklerimizi Allah rızâsı için veriyoruz. Ne kadar çok versek yine azdır. Fekat, alış-verişde aldanmak, aklın ve malın noksân olmasıdır) buyururlardı.
3 — Müşterîden para almakda üç dürlü ihsân olur: 1- Fiyâtda ikrâm etmelidir. 2-Eski, kirli paraları kabûl etmelidir.3- Peşin verdiği fiyâtla, veresiye vermelidir.
İhsânın en büyüğü, en kıymetlisi, fakîrlere veresiye vermekdir. Parası, malı olmıyanın borcunu uzatmak, zâten vâcibdir. İhsân değil, adl ve vazîfedir. Fekat, malı olup da, ziyân ile satmadıkca veyâ muhtâc olduğu birşeyi satmadıkca, ödiyemiyecek bir hâlde olanların ödemesine zemân vermek ihsândır ve büyük sadakadır.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Kıyâmetde bir kimseyi hesâba çekerler ki, çok günâh işlemiş, hiç iyilik yapmamış. Sen dünyâda hiç iyilik yapmadın mı? derler. Hayır, yalnız çırağıma derdim ki, (Fakîr olan borcluları sıkışdırma! Ne zemân ellerine geçerse, o zemân vermelerini söyle. İstediklerini yine ver. Boş çevirme!) Allahü teâlâ buyuracak ki, (Ey kulum! Bugün sen fakîr, muhtâcsın! Sen dünyâda benim kullarıma acıdığın gibi, bugün biz de sana acırız). Onu afv eder.)
4 — Borcu erken ödemeli. İstemeğe vakt bırakmamamalı. paranın en iyisini vermek ve kendi eli ile ve ayağına gidip vermekdir. Onu, birisini göndermeğe mecbûr bırakmamakdır. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (En iyiniz, borcunu iyi ödiyeninizdir). Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Ödünc alan bir kimse, iyice ödemeği niyyet ederse, borcunu ödemesi için, melekler ona düâ eder).
Bir kimse, malı olduğu hâlde, borcunu ödemeği bir sâat gecikdirirse, zâlim ve âsî olur. Nemâz kılarken de, oruc tutarken de, uykuda da, ya’nî her ân, la’net altında bulunur. Borc ödememek öyle bir günâhdır ki, uykuda bile durmadan yazılır. Malı olmak, parası çok olmak demek değildir.
Belki satılık birşeyi olup da, satmazsa, günâh işlemiş olur. Değeri düşük olan para veyâ işe yaramıyan mal vererek öder ve bunu hak sâhibi beğenmiyerek alırsa, yine günâh olur. Onu râzı etmedikce, ya’nî gönlünü almadıkca, günâhdan kurtulamaz. Çok kimseler bunu düşünmez, ammâ büyük günâhlardandır.
5 — Alış-verişi muhayyer yapmakdır. [Birinin (vazgeçdim) demesi, ötekinin de (kabûl etdim) veyâ (ben de vazgeçdim) demesi ile yapılır.
6-- Fakîrlere veresiye verip, parası olmıyandan, istememeği niyyet etmekdir. Borclusu ölünce halâl etmekdir. Büyüklerimizden ba’zısının dükkânında iki defter vardı. Birisine bilinmiyen ismler yazardı ki, hepsi fakîr idi. Ba’zı borclar karşısında ism de yazılı değildi. Böylece kendisi ölürse, kimse fakîrlerden birşey istiyemezdi.
Fekat böyle tüccârlar da, en iyi sayılmazdı. En iyi olanlar, fakîrler için, hiç defter tutmıyanlardı. Bunlar, fakîr birşey getirirse alır, getirmiyenlerden birşey istemezlerdi. İşte, din büyükleri, böyle ticâret yapardı. Şübheli bir kuruşu kabûl eden, dinde merdlerden sayılmazdı.iği zemân, ötekinin de yapması müstehabdır.]
24-TİCÂRETDE ÇOK İLERİYİ GÖRMEK
(Kimyâ-i se’âdet) de İmamı Gazali hazretleri, buyuruyor ki: Bir kimsenin dünyâ ticâreti, âhıret ticâretine mâni’ olursa, bu kimse bedbahtdır, zevallıdır. Bir çömlek almak için, altın kupa verene ne denir? Dünyâ, saksı parçası gibidir. Hem kıymetsizdir, hem de çabuk kırılır. Âhıret ise, altından kupa gibidir ki, hem çok kıymetlidir, hem de dayanıklıdır, kırılmaz. Hattâ hiç tükenmez. Dünyâ ticâretinin âhırete yaraması için ve Cehenneme sürüklememesi için, çok uğraşmak lâzımdır. İnsanın sermâyesi, dîni ve âhıretidir. Bu sermâyeyi kapdırmamak için, çok uyanık olmak lâzımdır. Çok ileriyi görmek istiyenler yedi şeye dikkat etmelidir:
1 — Her sabâh şöyle niyyet etmelidir ki, niyet ettim Allahü tealanın rızası için, ibadet etmeye,islamiyyete hizmet etmeye, helalinden rızk kazanmaya ,demelidir.
2 — En az, binlerle insan çalışmayacak olursa, kendisinin birgün bile yaşıyamıyacağını düşünmelidir. Meselâ, çiftçi, fırıncı, dokumacı, demirci, iplikci ve dahâ nice san’atkârlar, hep onun için çalışıyor. O hepsine muhtâcdır. Herkes onun için çalışıp, ona hâzırlayıp da, onun boş oturması, kimseye fâideli olmaması doğru olur mu? Bu dünyâda herkes yolcudur. Geldik gidiyoruz. Yolcuların birbirlerine yardım etmesi, el ele vermeleri, kardeş gibi olmaları lâzımdır. Her müslimân böyle düşünmelidir.
3 — Dünyâ işleri, âhıret için çalışmağa mâni’ olmamalıdır. Âhıret için ticâret yeri câmi’lerdir. Münâfıkûn sûresi, dokuzuncu âyet-i kerîmesinde meâlen, (Mallarınız ve çocuklarınız, Allahü teâlâyı, hâtırlamanıza mâni’ olmasın!) buyuruldu. Halîfe Ömer “radıyallahü anh” buyurdu ki, (Ey tüccârlar! Önce âhıret rızkını kazanın! Sonra dünyâ rızkına çalışın!). Ticâretle meşgûl olan büyüklerimiz, sabâh ve akşamları âhıret için çalışır, Kur’ân-ı kerîm okur, ders dinler, tevbe ve düâ eder, ilm öğrenir ve gençlere öğretirlerdi.
Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Melekler insanların amel defterlerini götürdükleri zemân, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, gün ortasında yapılanları ona bağışlarlar). Yine buyurdu ki, (Gündüz ve gece melekleri, sabâh ve akşam, gidip gelirken birbirleri ile karşılaşırlar. Hak teâlâ, [giden meleklere], kullarımı nasıl bırakdınız? buyurur. Yâ Rabbî! Nemâzda bulduk ve nemâz kılarken bırakdık, derler. Allahü teâlâ da, şâhid olun, onları afv etdim buyurur
4 — Çarşıda, işde Allahü teâlâyı zikr, tesbîh etmeli, her ân Onu hâtırlamalıdır. Dili ve kalbi boş kalmamalıdır. İyi bilmelidir ki, o ânda kaçırdığını, bütün dünyâyı verse, bir dahâ eline geçiremez. Gâfiller arasındaki hâtırlamanın sevâbı çok olur. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Gâfiller arasında Allahü teâlâyı zikr eden kimse, kurumuş ağaçlar arasında bulunan yeşil fidân gibidir ve ölüler arasındaki cânlı gibidir ve harbde kaçanlar arasında, arslan gibi döğüşenler gibidir). Bir kerre buyurdu ki, (Çarşıya giderken, lâ ilâhe illallah, vahde hü lâ şerîke leh, le hül mülkü ve le hül hamdü, yuhyî ve yümît, ve hüve hayyün lâ yemût, bi yedi-hil-hayr, ve hüve alâ külli şey’in kadîr diyen kimseye, iki milyon sevâb yazılır).
Hulâsa, dîne, ibâdetine yardım niyyeti ile dünyâya çalışanlara, hep böyle sevâb vardır. Yalnız para kazanıp, dünyâ malı toplamak için çalışanlar, sevâbdan mahrûm kalır. Hattâ bunlar, câmi’de, nemâzda iken de, kalbleri dükkânın hesâbındadır. Fikrleri dağınıkdır.
5 — Dünyâ işlerine çok düşkün olmamalıdır. Meselâ, çarşıya herkesden önce gidip, herkesden sonra çıkmamalı. Tehlükeli ve uzun yollara gitmemelidir. Mal kazanmak için, deniz [ve hava] yolculuklarına dalmamalıdır. Mu’âz bin Cebel “radıyallahü anh” buyuruyor ki, (Şeytân, pazarda, yalan, hîle, hıyânet ve yemîn etdirerek müslimânları günâha sokmağa çalışır. Önce gidip, geç çıkanlara dahâ çok asılır). Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Tüccârın, esnâfın en kötüsü, erken gidip, geç dönenlerdir).
Sabâh nemâzı kılmadan ve kitâb okuyup birkaç şey öğrenmeden işe gitmemeği âdet edinmelidir. İhtiyâcı kadar dünyâlık kazanınca, âhıreti kazanmakla meşgûl olmalıdır. Çünki, âhıret hayâtı sonsuzdur ve ona ihtiyâc dahâ çokdur ve âhıret ticâretinde iflâs etmek üzeredir.
6 — Şübheli şeylerden kaçınmalıdır. Harâma yaklaşan zâten âsî, fâsık olur. [Şübhe etdiği şeyleri, Ehl-i sünnet kitâblarından öğrenmelidir. Câhil hâfızlara, hocalara ve her kitâba güvenmemelidir.] Kalbine sıkıntı getiren şübheliyi almamalıdır. Zâlimlerle, hîle, hıyânet edenlerle, yemîn ile satanlarla, dükkânında harâm şey satanlarla alış-veriş etmemelidir. Zâlimlere, fâsıklara veresiye satmamalıdır. Çünki, öldükleri zemân üzülür.
7 — Alış-veriş yapdığı kimse ile olan sözlerini, hareketlerini, aldığını, verdiğini iyi ve doğru hesâb etmelidir. Kıyâmetde, bunların hepsinden hesâb vereceğini bilmelidir.
Büyüklerden biri, bir bakkalı rü’yâda görüp, Allahü teâlâ sana ne yapdı dedi. Önüme ellibin sahîfe koydular. Yâ Rabbî! Bu sahîfeler kimlerindir dedim. Ellibin kişi ile alış-veriş yapmışsın. Her sahîfe, bunların birisi ile olan mu’âmeleni göstermekdedir dediler. Bakdım, her sahîfede bir kimse ile olan mu’âmelemin inceden inceye yazılmış olduğunu gördüm, dedi. Bir guruş hîle yapan, bir guruş hak yiyen, cezâsını çekecekdir ve hiçbirşeyin yardımı olmıyacakdır.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Bir zemân gelir ki, o zemânın müslimânları, bugün sizin yapdığınız ibâdetlerin onda birini yaparsa, âhıretde azâbdan kurtulurlar). Sebebini sorduklarında, (Çünki, sizler hayr işlemeğe çok yardımcı buluyorsunuz. Onlar yardımcı bulamıyacakları gibi, çeşidli engellerle de karşılaşacaklardır. Gâfiller, câhiller arasında garîb kalacaklardır) buyurdu. Bu hadîs-i şerîfi bildirmekden maksadımız, müslimânların, zemânın hâlini görüp, ümmîdsizliğe düşmemeleri içindir. O hâlde, bu zemânda, yukarıda yazılanların hepsini kim yapabilir diyerek ye’se düşmek doğru değildir. Ne kadar yapılabilirse çok kâr olur. Âhıretin dünyâdan dahâ iyi olduğuna inanan kimse, bunların hepsini de yapabilir. Bunların hepsini gözetmek, yapsa yapsa, insanı fakîr yapar. Sonsuz se’âdete, ebedî râhatlığa sebeb olacak, birkaç senelik fakîrliğe elbette katlanılır. Nitekim birçok kimse, birkaç şey kazanmak için, fırtınalı, karlı havalarda, sıkıntılı yolculuklara, bir rütbeye, dereceye yükselmek için de nice mahrûmiyyetlere katlanıyor. Hâlbuki, ölüm gelince, bütün kazancları elden çıkmakda, boşuna didinmiş olmakdadırlar. S.Ebediyye.
 

YORUM YAZ




Son Eklenen Yazılar

Mübârek zemzem suyu

  SOHBET...................... MÜBÂREK ZEMZEM SUYU Türkiye Takvimi - 17 Mayıs 2019 Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarına göre; dünyanın en sağlıklı sula...

Ramazan muhabbet ayıdır

... Bir hadîs-i şerîfte, “Ramazân ayında, özürsüz olarak, bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazândaki o bir günkü sevâba kavuşam...

Seâdet-i Ebediyye

  SOHBET.................................... SEÂDETİ EBEDİYYE Türkiye Takvimi - 10 Mayıs 2019 Tam İlmihâl Seâdeti Ebediyye kitabı, ciltli ve 1248 sayfa o...

Hakikat Kitabevi Yayınları

Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
Mektubat Tercemesi
İslam Ahlakı
Kıyamet ve Ahiret
Namaz Kitabı
Cevab Veremedi
Eshabı Kiram
Faideli Bilgiler
Hak Sözün Vesikaları
Herkese Lazım Olan İman
İngiliz Casusunun İtirafları
Kıymetsiz Yazılar
Menakıbı Cihar Yarı Güzin
Şevahidün Nübüvve
Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı İhlas Vakfı Hakikat Kitabevi İhlas Koleji İrfan Turizm Dinimiz İslam Huzur Pınarı Altın Çınar Genç Girişimciler Kulübü Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği Bülent Gençer Vakfı