Saadet Güneşi : Seadeti Ebediyeye Kavuşturacak İlmi ve Dini Bilgiler

Kabr ziyâreti ve Kur'ân-ı kerîm okumak

Fahrettin Tacar

Tarih: 2014-08-09 / Hit: 3182

 

59 - KABR ZİYÂRETİ ve KUR'ÂN-I KERÎM OKUMAK

Hakikat Kitabevi Yayınları-Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye Sf.1008-1009-1010

İmâm-ı Birgivî "rahmetullahi aleyh"(Etfâl-ül müslimîn)kitâbında buyuruyor ki, müslimânların kabrlerini ziyâret etmek sünnetdir.(İhyâ-ül-ulûm)de diyor ki, (Ölümü hâtırlamak ve ölüden ibret almak için kabr ziyâret etmek ve Sâlihlerin, Velîlerin kabrlerinden bereketlenmek müstehabdır). İbret almak için, meyyitin çürüdüğü, yanaklarının, dudaklarının döküldüğü, ağzından pis sular akdığı, karnının şişip patladığı, içine kurtların, böceklerin dolduğu düşünülür. Hâtim-i Esâm diyor ki, (Kabristândan geçen kimse, onları düşünmezse ve düâ etmezse, kendine ve onlara hıyânet etmiş olur). Erkeklerin kabr ziyâret etmeleri emr olundu. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", kabr ziyâret eden kadınlara la'net etdi. Sonradan izn verdi diyenler vardır. Ba'zıları da mekrûhdur dedi. Kadınların cenâze götürmeleri sözbirliği ile câiz değildir. Fâtıma "radıyallahü anhâ", hazret-i Hamzanın kabrini her sene ziyâret eder, düzeltir, ta'mîr ederdi. Hadîs-i şerîfde,(Ana-babasının veyâ ikisinden birinin kabrini her Cum'a günleri ziyâret edenin günâhları afv olur. Haklarını ödemiş olur)buyuruldu. Muhammed bin Vâsi', her Cum'a kabr ziyâret ederdi. Pazartesi günleri ziyâret etsen dahâ iyi olmaz mı? dediklerinde, (Meyyitler, Cum'a, Perşembe ve Cumartesi günleri kendilerini ziyâret edenleri tanırlar) buyurdu. Dahhâk diyor ki, (Cumartesi günü güneş doğmadan önce kabr ziyâret edeni meyyit tanır. Bu, Cum'a gününün fazîletini göstermekdedir.) Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem", mü'min olan akrabâsının ve Eshâbının kabrlerini ziyâret ederdi. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki,(Bir mü'minin kabrini ziyâret ederken, Allahümme innî es'elüke-bi-hurmet-i Muhammed aleyhisselâm en lâ tü'azzibe hâzelmeyyit derse, o meyyitin azâbı kıyâmete kadar ref' olur). (Şir'a)da diyor ki, (Sünnete uygun ziyâret yapmak için, abdest alınır. İki rek'at nemâz kılıp, sevâbı meyyitin rûhuna gönderilir. Kabristâna gelince ve aleyküm selâm denir. Yukarıda yazılı düâ okunup, meyyitin yüzüne karşı oturulur. Yasîn-i şerîf veyâ bildiği sûreleri okur. Tesbîh okuyup, meyyit için düâ eder). Ebül Kâsım diyor ki, (Kabr yanında Kur'ân-ı kerîm okununca, meyyit sesi işiterek râhat eder). Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki,(Bir kimse, tanıdığının kabri yanından geçerken selâm verirse, meyyit bunu tanır ve selâmına cevâb verir).Abdüllah ibni Ömer "radıyallahü anh", bunun için, bir kabr yanından geçerken durup selâm verirdi. Nâfi' diyor ki, Abdüllah ibni Ömer, Resûlullahın "sallallahü aleyhi ve sellem" kabri yanına gelir, (Esselâmü alennebiyy, esselâmü alâ Ebî Bekr, esselâmü alâ Ebî) derdi. Böyle söylediğini yüzden fazla gördüm. İmâm-ı Gazâlî "rahmetullahi aleyh",(İhyâ)kitâbında buyuruyor ki, (Kabr ziyâret ederken, kıbleyi arkada bırakıp, meyyitin yüzüne karşı oturup selâm vermek müstehabdır. Kabre el, yüz sürülmez, öpülmez). Kıbleyi arkada bırakıp, ayak tarafında, ayakda durmak efdaldir(İbni Âbidîn).Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki,(Bir kimse, kabristândan geçerken, onbir kerre İhlâs sûresi okuyup sevâbını meyyitlere hediyye ederse, kendisine ölüler adedince sevâb verilir).Ahmed bin Hanbel "rahmetullahi teâlâ aleyh" buyurdu ki, (Kabristâna girince, Fâtiha, Kul-e'ûzüler ve İhlâs sûrelerini okuyunuz! Sevâbını meyyitlere gönderiniz! Sevâbı hepsine vâsıl olur.)

İbâdetler üçe ayrılır: Birincisi, yalnız mal ile yapılır. Zekât, sadaka böyledir. İkincisi, hem mal ile ve hem beden ile yapılır. Hac ve cihâd böyledir. Üçüncüsü, yalnız beden ile yapılır. Kur'ân-ı kerîm okumak, nemâz kılmak, tesbîh, tehlîl ve tahmîd okumak ve düâ etmek böyledir. Birincilerin sevâbını meyyitlere hediyye etmenin câiz olduğunu, sevâbın onlara vâsıl olup fâide vereceğini, Ehl-i sünnet âlimleri sözbirliği ile bildirdiler. Üçüncüden düâ da böyledir. İkincilerin de böyle olduğunu âlimlerin çoğu bildirdi. Üçüncüden düâdan başkası için dört mezheb arasında ayrılık oldu. Hanefî ve Hanbelî mezhebinde, üçüncüler de birinciler gibidir.

Hasen "rahmetullahi aleyh" diyor ki, (Kabristâna girince,Allahümme Rabbel-ecsâdil bâliyeh vel'izâmin-nahiret-illetî harecet mineddünyâ ve hiye bike mü'minetün. Edhil aleyhâ ravhan min indike ve selâmen minnîokursa, meyyitlerin sayısı kadar sevâb verilir).(Etfâl-ül-müslimîn)den terceme temâm oldu. İmâm-i Şâfi'î ve imâm-ı Mâlik "rahmetullahi teâlâ aleyhimâ", yalnız beden ile yapılan ibâdetlerin sevâbları meyyite vâsıl olmaz dediler. Fekat, sonradan gelen şâfi'î âlimleri, meyyitin yanında okuyup hediyye edince veyâ uzakda okuyup sonra, (Yâ Rabbî! Okuduğumdan hâsıl olan sevâbın mislini vâsıl et!) gibi düâ edince, vâsıl olur dediler.

(Şir'at-ül-islâm)şerhindeki hadîs-i şerîfde,(Ümmetimin yapdığı ibâdetlerin en kıymetlisi, Kur'ân-ı kerîmi, Mushafa bakarak okumakdır)buyuruldu.(Kitâb-üt-tibyân)da, (Kur'ân-ı kerîm okumanın en efdali, nemâzda okumakdır) buyuruldu. [Muhammed Ma'sûm hazretlerinin(Mektûbât)ının üçüncü cildi, doksanüçüncü mektûbunda yazılı hadîs-i şerîfde,(Nemâzda okunan Kur'ân, nemâz dışında okunan Kur'ândan dahâ hayrlıdır)buyuruldu. Bu hadîs-i şerîf, senedleri ile birlikde,(Hazînet-ül-esrâr)da da yazılıdır.] Hazret-i Alî "radıyallahü anh" buyurdu ki, (Nemâzda ayakda iken okunan Kur'ânın her harfi için yüz sevâb verilir. Nemâz dışında abdestli okuyunca, her harfi için yirmibeş sevâb verilir. Abdestsiz okuyunca, on sevâb verilir. Yürürken ve iş yaparken okuyunca, dahâ az sevâb verilir.) Ma'nâsını düşünerek bir âyet okumak, başka şey düşünerek, bütün Kur'ânı hatm etmekden dahâ çok sevâbdır. Son zemânlarda, hâfızların, Kur'ân-ı kerîmi tegannî ederek mûsikî perdelerine uyarak okumaları, çok çirkin bid'atdir. Çok günâhdır. Kur'ân-ı kerîmi, güzel ses ile, Allahdan korkarak ve hüzn ile okumalıdır. Kerderî,(Bezzâziyye fetvâsı)nda diyor ki, (Tegannî ile, şarkı söyler gibi Kur'ân okuyana sevâb verilmez). Sûre veyâ âyet okumağa başlarken E'ûzü okumak vâcibdir. Fâtiha okumağa başlarken Besmele okumak da vâcibdir. Diğer sûrelere başlarken Besmele okumak sünnetdir. Hadîs-i şerîfde buyuruldu ki,(Kur'ân-ı kerîmi tecvîd bilgisine uyarak okuyunca, her harfine yirmi sevâb verilir. Tecvîde uymazsa, on sevâb verilir).Bir âyeti ezberledikden sonra unutmak, en büyük günâhlardandır.(Kur'ân-ı kerîm okunan evden, Arşa kadar nûr yükselir)hadîs-i şerîfdir. Ebû Hüreyre "radıyallahü anh" buyurdu ki, (Kur'ân okunan eve, bereket, iyilik gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytânlar oradan kaçar). Kur'ân-ı kerîmi dinlemek çok sevâbdır. Hadîs-i şerîfde,(İnsanın dinlediği bir âyet, kıyâmetde kendine nûr olur)buyuruldu. Kur'ân-ı kerîm okumağı geçim vâsıtası yapmamalıdır. Hadîs-i şerîfde,(Kur'ân-ı kerîm okuyunca, Allahü teâlânın rızâsını ve Cenneti isteyiniz! Dünyâlık istemeyiniz! Bir zemân gelir ki, hâfızlar, Kur'ân-ı kerîmi, insanlara yaklaşmak için vâsıta yaparlar)buyuruldu.

(Şir'a)da diyor ki, (Kur'ân-ı kerîmi kırk günde hatm etmek, ya'nî başından sonuna kadar okumak müstehâbdır. Üç günden önce hatm etmek câiz değildir. Hatm sonunda yapılan düâ kabûl olur. Hatm düâsında bulunmağa çalışmalıdır. Hatm bitince, yeniden hatme başlamak niyyeti ile Fâtiha okumalıdır. Hadîs-i şerîfde,(İnsanların en iyisi, hatmi bitirince, yeniden başlıyandır)buyruldu.(Kâdîhân),nemâzda kırâeti anlatırken diyor ki, Ramezânda ve başka zemânlarda cemâ'at ile hatm düâsı yapmak mekrûhdur diyenler vardır. Sonra gelen âlimler ise iyi olur dedi. Buna mâni' olmamalıdır.)

(Tenbîh-ül-gâfilîn)deki hadîs-i şerîfde,(Kur'ân-ı kerîm okuyanın ana-babası kâfir olsalar bile, azâbları hafîfler)buyuruldu. Haberde bildirildi ki: (Cennet derecelerinin sayısı, Kur'ân-ı kerîmin âyetlerinin sayısıncadır. Kur'ân-ı kerîmi hatm eden kimse, bütün derecelere kavuşur).(Künûz-üd-dekâık)da yazılı, Taberânînin ve İbni Hibbânın bildirdikleri hadîs-i şerîfde,(Kur'ân-ı kerîmi hatm edenin düâsı kabûl olunur)buyuruldu.(Kitâb-üt-tibyân)da diyor ki, (Kur'ân-ı kerîmin hatm edildiği yere rahmet yağar. Hatmden sonra düâ etmek müstehabdır.

Kur'ân-ı kerîm hatm olunurken toplanmak müstehabdır. Abdüllah ibni Abbâs hazretleri, hatm okuyan kimsenin yanında adamını bulundururdu. Hatm biteceği zemânı işitince, kendi de hâzır olurdu. Enes bin Mâlik hazretleri, hatm etdiği zemân, çoluk çocuğunu toplayıp düâ yapardı. Hatm bitince, ikincisine başlamak müstehabdır. Hadîs-i şerîfde,(İbâdetlerin en iyisi, hatm okuyup, bitince yenisine başlamakdır)buyuruldu).(Hazînet-ül-esrâr)daki hadîs-i şerîflerde,(Kur'ân-ı kerîmi hatm eden kimseye altmışbin melek hayr düâ eder)ve(Hatm düâsı yapılan yerde bulunan, ganîmet dağılırken bulunan kimse gibidir. Hatme başlanan yerde bulunan, cihâd eden kimse gibidir. İkisinde de bulunan, iki sevâba da kavuşur ve şeytânı rezîl eder)buyuruldu. Sa'd ibni Ebî Vakkâs buyurdu ki, (Bir kimse, gündüz hatm okursa, melekler ona akşama kadar düâ eder. Gece okunursa, sabâha kadar düâ ederler).

TÜRK GÜCÜ

Türkiye Takvimi - 19 Temmuz 2014

Sultan Abdülaziz Hân ve beraberindekiler, 1867’de Paris’te yeni imal edilmiş makinelerin görücüye çıktığı sergiyi gezmektedirler. Padişah, çember şeklinde bir cetvel ve önünde asılı kadife kaplı bir toptan meydana gelen makinenin önünde durur. Bu makine, günümüz lunaparklarında da görülen, topa atılan yumrukla kol kuvvetinin ölçüldüğü ilkel bir makinedir.

Osmanlı sultanı topun aldığı darbeye göre ibrenin cetvel üstünde hareket ettiği dinamometrenin adını sorar. Kısa süren bir kararsızlığın ardından bir Fransız yetkili yutkunarak cevap verir:

“Tete Turkue”

Mevsim yazdır ama buz gibi bir hava eser ortalıkta... Fransız kaşif, “Türk Kafası” adını verdiği makinenin önünde Osmanlı Padişahının duracağını nereden bilebilirdi ki? Demek Avrupa için Türklerin kafası yumruk atmaya yarıyordu. Sessizliği yine Sultan Abdülaziz Hân bozar:

“Halil Paşa, göster bakalım şunlara Türk kolunun kuvvetini!”

Kayserili Halil Paşa, Abdülaziz Hân gibi heybetli birisidir.

“Emriniz başım üstüne hünkârım!” dedikten sonra ceketini çıkarır ve gömleğinin kollarını sıvar. Herkes nefesini tutmuş olacakları beklemektedir. Halil Paşa yaradana sığınıp öyle bir yumruk savurur ki, dinamometrenin dağılan yuvarlak ibresi bir Fransız’ın, kopan topu başka bir Fransız’ın, yayları da etrafta toplanan öteki diğer Fransızların ayaklarının dibine savrulur.

Dağılan makinenin karşısındaki Halil Paşa alaycı bir dille şunları söyler:

“Bu Türk kafası değildir Sultanım! Bu olsa olsa, Avrupa kafası olmalı ki bir vuruşta dağıldı.”

 

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Mübârek zemzem suyu

  SOHBET...................... MÜBÂREK ZEMZEM SUYU Türkiye Takvimi - 17 Mayıs 2019 Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarına göre; dünyanın en sağlıklı sula...

Ramazan muhabbet ayıdır

... Bir hadîs-i şerîfte, “Ramazân ayında, özürsüz olarak, bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazândaki o bir günkü sevâba kavuşam...

Seâdet-i Ebediyye

  SOHBET.................................... SEÂDETİ EBEDİYYE Türkiye Takvimi - 10 Mayıs 2019 Tam İlmihâl Seâdeti Ebediyye kitabı, ciltli ve 1248 sayfa o...
Tüm Yazıları

Hakikat Kitabevi Yayınları

Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
Mektubat Tercemesi
İslam Ahlakı
Kıyamet ve Ahiret
Namaz Kitabı
Cevab Veremedi
Eshabı Kiram
Faideli Bilgiler
Hak Sözün Vesikaları
Herkese Lazım Olan İman
İngiliz Casusunun İtirafları
Kıymetsiz Yazılar
Menakıbı Cihar Yarı Güzin
Şevahidün Nübüvve
Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı İhlas Vakfı Hakikat Kitabevi İhlas Koleji İrfan Turizm Dinimiz İslam Huzur Pınarı Altın Çınar Genç Girişimciler Kulübü Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği Bülent Gençer Vakfı