Saadet Güneşi : Seadeti Ebediyeye Kavuşturacak İlmi ve Dini Bilgiler

138.Mektûb-134.Mektûb-Allah Vardır-Kalb Temizliği-41.Menâkıb-42.Menâkıb-Şiir

Fahrettin Tacar

Tarih: 2013-11-16 / Hit: 5721

YÜZOTUZSEKİZİNCİ MEKTÛB

Hakîkat Kitâbevi Yayınları-Mektûbat Tercemesi Sf.180-181

Bu mektûb, şeyh Behâeddîn-i Serhendîye yazılmışdır. Alçak dünyâyı kötülemekde ve dünyâya düşkün olanlardan kaçınmağı bildirmekdedir.

Akllı oğlum! Allahü teâlânın sevmediği bu dünyânın arkasında koşmamalıdır! Gönlünü hep Allahü teâlâya bağlamak sermâyesini elden kaçırmamalıdır! Ne satdığını ve buna karşılık neyi aldığını düşünmelidir! Dünyâyı ele geçirmek için âhıreti vermek ve insanlara yaranmak için Allahü teâlâyı bırakmak alçaklık ve ahmaklıkdır. Dünyâ ile âhıret birbirinin zıddıdır, tersidir. İkisinin sevgisi bir kalbde toplanamaz. İkisi bir araya getirilemez. Arabî mısra' tercemesi:

Din ve dünyâ bir araya gelirse, güzel olmaz!

Bu iki zıddan dilediğini seç ve seçdiğine karşılık kendini sat, fedâ et! Âhıret azâbı sonsuzdur. Dünyâda olanlar çok azdır. Allahü teâlâ, dünyâyı sevmez, âhıreti sever. Arabî beyt tercemesi:

İstediğin gibi yaşa, birgün öleceksin!
İstediğini topla, birgün ayrılacaksın!

Sonunda kadından ve çocuklardan ayrılacaksın. Bunların idâresini Allahü teâlâya bırak! Bugün, kendini ölmüş bilmelidir. Onların işlerini Allahü teâlâya bırakmalıdır. Tegâbün sûresinin onbeşinci [15] ve Enfâl sûresinin yirmisekizinci âyetinde meâlen, (Mallarınız ve çocuklarınız sizlere kesin olarak düşmandır. Onlardan sakınınız) buyuruldu. Bunu iyi anlayınız! Tavşan gibi, gözleri açık uyku ne zemâna kadar sürecek! Birgün gelip uyanılacak! Dünyâya düşkün olanlarla arkadaşlık etmek, onlarla görüşmek, öldürücü zehrdir. Bu zehrle öldürülen kimse, sonsuz olarak ölür. (Aklı olana bir işâret yetişir) demişlerdir. Biz ise, açıkca ve üzerine düşerek anlatıyoruz. Bunların yağlı, tatlı yemekleri, kalbin hastalığını artdırır. Kalbin iyiliği, hastalıkdan kurtulması nasıl düşünülebilir? Sakın! Sakın! Çok sakın! Fârisî beyt tercemesi:

Bildirilmesi lâzım olanı söyledim sana,
Yâ fâidelenirsin, yâ da çarpar kulağına.

Onlarla görüşmekden, arslandan kaçar gibi, hattâ dahâ çok kaçmalıdır. Arslan insanın yalnız cânını alır. Bu da, âhıretde fâideli olur. Dünyâya düşkün olanlarla berâber olmak ise, insanı sonsuz felâkete ve zarara sürükler. Onlarla konuşmakdan, onların lokmalarını yemekden ve onları sevmekden ve onları görmekden sakınmalıdır. Sahîh olan hadîs-i şerîfde, (Zengine, zenginliği için alçaklık gösterenin dîninin üçde ikisi gider) buyuruldu.

Onlara karşı yapılan bu alçalmalar ve yaltaklanmalar, onların malları ve makâmları için midir, yoksa değil midir? İyi düşünmek lâzımdır. Malları, mevkı'leri için olduğunda hiç şübhe yokdur. Bunun sonu da, dînin üçde ikisinin gitmesidir. Artık müslimânlık nerede, kurtuluş nerededir? Yağlı lokmaların ve uygunsuz kimselerle düşüp kalkmanın, bu yavrunun kalbinde va'zları dinlemeğe ve nasîhatleri düşünmeğe yer bırakmadığını bildiğim için, bu kadar ağır ve sıkı yazıyorum. Hafîf sözlerle, yumuşak kelimelerle uyanmayacağını biliyorum. Sakın! Onların sohbetinden sakın! Onları görmekden sakın! Allahü teâlâ yardımcın olsun! Allahü teâlâ, bizi ve sizi, râzı olmadığı, beğenmediği şeylerden kurtarsın! Mi'râc gecesi, (Gözleri Allahü teâlâdan ayrılmadı) diyerek övülen insanların efendisi hurmetine "aleyhi ve alâ âlihi minessalevâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ" bu düâmızı kabûl buyursun! Âmîn.

YÜZOTUZDÖRDÜNCÜ MEKTÛB

Hakîkat Kitâbevi Yayınları-Mektûbat Tercemesi Sf.177

Bu mektûb, yine molla Muhammed Sıddîka yazılmışdır. Vazîfeyi gecikdirmenin zararlı olduğu bildirilmekdedir:

Hak teâlâ, kendine yaklaşdıran derecelerde ölçüsüz yükselmenizi ihsân eylesin! Bizi seven kardeşim! Vakt, keskin bir kılınç gibidir. Yarına çıkacağımız belli değildir. Mühim işleri bugün yapmalı, mühim olmayanları yarına bırakmalıdır. Aklı olan böyle yapar. Doğru düşünen akl, (Akl-ı mu'âd)dır. (Akl-ı me'âş) değildir. Dahâ ne yazayım? Vesselâm.

ALLAH VARDIR

Hakîkat Kitâbevi Yayınları-Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye Sf.1058

Ulemâ-i meşhûreden şeyh Muhammed Rebhâmî, (Riyâd-ün-nâsıhîn) sahîfe 15.de diyor ki: (Zâd-ül-mukvîn) kitâbında diyor ki, Rûm kayseri, yedinci Abbâsî halîfesi Me'mûn bin Hârûna bir haberci gönderdi. Bunun yanında, heybetli, kendini beğenmiş biri vardı. Haberci, halîfeye, (Bu adam dinsiz, kâfirdir. Bir yaratıcı olduğuna inanmıyor. Rûm papasları buna cevâb veremedi. İslâm âlimleri bunu susdurursa, milyonlarca hıristiyanı ve müslimânı sevindirecekdir) dedi. Bağdâd âlimleri, buna ancak Ahmed Nîşâpûrî cevâb verir, dediler. Halîfe serâyda, belli gün ve sâatde âlimlerin toplanmasını emr etdi. Nîşâpûrî meclise geç geldi ve (yolda, acâib, şaşılacak birşey gördüm. Onu seyr edince, buraya geç kaldım. Dicle kenârında gemi bekliyordum. Yerden büyük bir ağaç çıkdı. Sonra yıkıldı, parçalandı. Tahtalar hâsıl oldu. Sonra tahtalar birleşerek, bir gemi oldu. Gemici olmadan, suda hareket etdi) dedi. Rûm kâfiri bu sözleri işitince, yerinden fırladı ve (bu adam deli olmuş. Hiç böyle şey olur mu? Böyle söyliyen, yalancıdır ve buna aklı olmıyanlar inanır) dedi. Nîşâpûrî, söze karışarak, (Bunlar, kendi kendine olamayınca, yer yüzündeki şaşılacak şeyler, kendi kendilerine nasıl var olur? Bunları yaratan biri olmadığını söyleyen dahâ ahmak ve alçak olmaz mı?) dedi. Kâfir, (Her şeyin bir yaratıcısı olduğunu şimdi anladım ve buna inandım) diyerek LÂ İLÂHE İLLALLAH diyerek müslimân oldu. Böyle bir hâdisenin, imâm-ı Gazâlî zemânında da vâki' olduğu rivâyet edilmekdedir. Halîfe Me'mûn, hicretin 218.ci senesinde vefât etdi.

KALB TEMİZLİĞİ

Hakîkat Kitâbevi Yayınları-Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye Sf.1058

Tenbîh: İnsanda iki dürlü kalb vardır. Birisi, bildiğimiz, göğsümüzdeki et parçasıdır. Buna (Yürek) diyoruz. İkincisi, bu et parçasında bulunan bir kuvvetdir. Buna (Gönül) diyoruz. Biz, kalb deyince, bu gönlü bildireceğiz. İnanmak ve inanmamak, muhabbet ve düşmanlık bu kalbde olur. İnsanın a'zâları bu kalbin emrindedir. Temiz kalbin sâhibi akla uyar, hep iyi işler yapar. Kalbi bozuk, hasta olan, nefse uyar, hep zararlı işler yapar. İhlâs ile yapılan ibâdetler, bilhâssa nemâz kılmak, kalbi temizler. Allahü teâlâ, kalbi bozan, hasta yapan şeyleri harâm etmişdir. Günâh işliyenin kalbi hasta olur. Günâhın büyüklüğüne göre, hastalık hafîf veyâ ağır olur. Kalb hasta olunca, ibâdet yapmak güç olur. Kalb hastalığının birinci ilâcı, tevbe ve istigfârdır. Tevbenin kabûl olması için, günâhı terk etmek ve ibâdet yapmak lâzımdır. Kalb hastalığının ilâcı olan tevbenin kabûl olması için, en fâideli ibâdet, nemâz kılmakdır. Hergün bir kerre nemâz kılmak, çok kolaydır. Hergün beş kerre nemâz kılmak, kalbi hasta olanlara güç gelir. Hâlbuki, nemâz çok kılınırsa, kalbde Allah sevgisi hâsıl olur. Allah sevgisi zemânla kalbi doldurur. Se'âdetlerin en büyüğü, kalbe Allah sevgisini yerleşdirmekdir. [Dünyâ işleri ile uğraşanların ve geçici olan dünyâ ni'metlerine ve lezzetlerine kavuşmağı düşünenlerin kalblerinde Allah sevgisi kalmaz. İnsanı bu felâketden kurtaran en kuvvetli ilâc, kelime-i tevhîd okumakdır. Bunun için, Allahü teâlâ, sonsuz merhametinden dolayı, hergün bir vakt değil, beş vakt nemâz kılmağı emr buyurmuşdur. Allahü teâlânın bu emri, insanlara sıkıntı vermek için değil, onları kalb hastalığından kurtarmak içindir.]

Nemâz dînin temelidir. Nemâz kılanın dîni sağlam olur.
Nemâz kılmıyanın dîni yıkılır, yok olur.

Osmânlılar zemânında gençler, dinlerini ve vatan sevgisini öğrenmek için, bir âlimin, bir velînin etrâfına toplanırlardı. Büyük âlimlerin gösterdiği yola (Tarîkat) denildi. Tarîkatlar etrâfa yayıldı. Müslimânlar ve vatan sevgisini öğrenen gençler, çoğaldı. Hükûmetleri ele geçiren masonlar, bu hâli görünce, tarîkatlara dinsiz, soysuz kimseleri karışdırdılar. Hakîkî müslimânlar azalıp, kalmayınca, tarîkatlar, dinsizlerin, ahlâksızların elinde kaldı.

KIRKBİRİNCİ MENÂKIB

Hakîkat Kitâbevi Yayınları-Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn-Sf 506

Hazret-i Alî "radıyallahü teâlâ anh" bir gün hastalandı. Ebû Bekr, Ömer ve Osmân "radıyallahü teâlâ anhüm" hazretleri iyâdetine [hasta ziyâretine] vardılar. Hazret-i Alînin yanında bir tas bal var idi. Bu tas ile balı bunların önüne götürdü. Tas ak, içindeki bal kızıl idi. O tasın içinde kara bir kıl vardı. Hazret-i Ebû Bekr "radıyallahü teâlâ anh" buyurdu ki, biz baldan, her birimiz bu üçü için bir misâl getirmeyince yimeyiz. Kendisi buyurdu ki: (Dîn-i islâm tasdan münevverdir [nûrludur]. Îmân baldan tatlıdır. Dînin hükmü kıldan incedir.) Hazret-i Ömer "radıyallahü teâlâ anh" buyurdu ki: (Cennet tasdan münevverdir. Cennetin ni'metleri baldan tatlıdır. Sırat köprüsü kıldan incedir.) Osmân "radıyallahü teâlâ anh" buyurdu ki: (Kur'ân-ı azîm-üş-şân tasdan münevverdir. Kur'ân-ı kerîm okumak baldan tatlıdır. Kur'ân-ı kerîmin tefsîri kıldan incedir.) Hazret-i Alî "radıyallahü teâlâ anh" buyurdu ki: (Müsâfirin nûru tasdan münevverdir [nûrludur]. Müsâfirin sözü baldan tatlıdır. Müsâfirin gönlüne ri'âyet etmek kıldan incedir.) Her biri kendi hâllerine münâsib kelâm buyurdular.

KIRKİKİNCİ MENÂKIB

Hakîkat Kitâbevi Yayınları-Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn-Sf 506-507

Birgün Fahr-i kevneyn ve Resûl-i sakaleyn Muhammed Mustafâ "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem", Eshâb-ı güzîn "rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma'în" hazretleri ile oturur idi. Kudretden ortaya bir ak tas geldi. İçi ak bal ile dolu idi. Üstünde bir ak kıl vardı Hayret etdiler. Resûlullah "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" hazretleri buyurdular ki: (Gelin her birimiz bu üçüne bir temsîl getirmeyince el sürmiyelim.)

Hazret-i Ebû Bekr "radıyallahü teâlâ anh" buyurdu ki: (Resûlullah hazretleri bu tasdan nûrludur. Resûlullah ile konuşmak bu baldan tatlıdır. Resûlullahın sünnetini yerine getirmek bu kıldan incedir.) Hazret-i Ömer "radıyallahü teâlâ anh" buyurdu ki: (Îmân bu tasdan nûrludur. Îmân getirmek bu baldan tatlıdır. Îmân ile gitmek bu kıldan incedir.) Ondan sonra, Osmân "radıyallahü teâlâ anh" buyurdu ki: (Kur'ân-ı kerîm bu tasdan nûrludur. Kur'ân-ı kerîm okumak bu baldan tatlıdır. Kur'ân-ı kerîmin buyurduğunu tutmak bu kıldan incedir.) Ondan sonra Alî "radıyallahü teâlâ anh" buyurdu: (Müsâfirin yüzü bu tasdan nûrludur. Müsâfir ile yemek yimek bu baldan tatlıdır. Müsâfirin hâtırını yerine getirmek bu kıldan incedir.) Ondan sonra hazret-i Âişe "radıyallahü teâlâ anhâ" buyurdu ki: (Halâl [zevcin] yüzü bu tasdan nûrludur. Halâli ile söyleşmek bu baldan tatlıdır. Halâlin hizmetini yerine getirmek bu kıldan incedir.) Ondan sonra Fâtıma-tüz-zehrâ "radıyallahü teâlâ anhâ" buyurdu ki: (Kız çocuğun yüzü bu tasdan nûrludur. Annesini-babasını sever olması bu baldan tatlıdır. Kız çocuğunun aybsız evlenmesi bu kıldan incedir.) Ondan sonra Fahr-i âlem "sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem" buyurdu ki: (Ümmetimin yüzü bu tasdan nûrludur. Ümmetim için şefâ'at bu baldan tatlıdır. Şefâ'atin kabûl olması bu kıldan incedir.)

Aldın mı kalb yoluyla, yektâ haberini sen,
duydun mu hem Yûsüf ve Züleyhâ haberin sen?

Kalbini nice yıllar, ağlatmadı mı bu aşk,
alsan n'olur doğruca, Leylâ haberini sen?

Dağlar dahî duramaz, onun yüzüne karşı,
âlime sor Tûr ile, Mûsâ haberini sen!

Sular gibi yüzünü, yere sür, durma yüksek,
alçaklarda bulursun, deryâ haberini sen!

Âlemde nice yüzbin kişi, aşkdan bahseder,
sorma o mecnûnlara mevlâ haberini sen!

Bülbüle bakma sakın, âşık olayım dersen,
pervâneden al gizli, sevdâ haberini sen!

Hakîkat Kitâbevi Yayınları-Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye Sf.522

NAMÂZ BÜYÜK EMRDİR

Hakîkat Kitâbevi Yayınları-Namâz Kitâbı Sf.9-10-11

Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakt namâz vardı. Hepsinin kıldığı bir araya toplanarak, Muhammed aleyhisselâma inananlara farz edildi. Namâz kılmak, îmânın şartı değildir. Fekat, namâzın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır.

Namâz, dînin direğidir. Namâzını devâmlı, doğru ve tam olarak kılan kimse, dînini kurmuş, İslâm binâsını ayakda durdurmuş olur. Namâzı kılmayan, dînini ve İslâm binâsını yıkmış olur. Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki; (Dînimizin başı, namâzdır). Başsız insan olmadığı gibi, namâzsız da, din olmaz.

Namâz, İslâm dîninde îmândan sonra ilk farz edilen emrdir. Allahü teâlâ, kullarının yalnız kendisine ibâdet etmeleri için namâzı farz etdi. Kur'ân-ı kerîmde yüzden fazla âyet-i kerîmede (Namâz kılınız!) buyurulmakdadır. Hadîs-i şerîfde, (Allahü teâlâ, hergün beş vakt namâz kılmayı farz etdi. Kıymet vererek ve şartlarına uyarak, hergün beş vakt namâz kılanı Cennete sokacağını, Allahü teâlâ söz verdi) buyuruldu.

Namâz, dînimizde yapılması emr edilen bütün ibâdetlerin en kıymetlisidir. Bir hadîs-i şerîfde, (Namâz kılmayanın, İslâmdan nasîbi yokdur!) buyuruldu. Yine bir hadîs-i şerîfde, (Mü'min ile kâfiri ayıran fark, namâzdır) buyuruldu. Ya'nî mü'min namâz kılar, kâfir kılmaz. Münâfıklar ise ba'zan kılar, ba'zan kılmaz. Münâfıklar, Cehennemde çok acı azâb görecekdir. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimiz buyurdu ki: (Namâz kılmayanlar, kıyâmet günü, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulacaklardır.)

Namâz kılmak, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünerek, Onun karşısında kendi küçüklüğünü anlamakdır. Bunu anlayan kimse, hep iyilik yapar. Hiç kötülük yapamaz. Hergün beş kerre, Rabbinin huzûrunda olduğunu niyyet eden kimsenin kalbi ihlâs ile dolar. Namâzda yapılması emr olunan her hareket, kalbe ve bedene fâideler sağlamakdadır.

Câmi'lerde cemâ'at ile namâz kılmak, müslimânların kalblerini birbirine bağlar. Aralarında sevgiyi sağlar. Birbirlerinin kardeş olduklarını anlarlar.

Büyükler, küçüklere merhametli olur. Küçükler de, büyüklere saygılı olur. Zenginler, fakîrlere ve kuvvetliler, za'îflere yardımcı olur. Sağlamlar, hastaları câmi'de göremeyince, evlerinde ararlar. (Din kardeşinin yardımına koşanın, yardımcısı Allahü teâlâdır) hadîs-i şerîfindeki müjdeye kavuşmak için yarış ederler.

Namâz; insanları, çirkin, kötü ve yasak olan şeylerden alıkoyar. Günâhlara keffâret olur. Hadîs-i şerîfde, (Beş vakt namâz, sizden birinizin kapısının önünde akan nehr gibidir. Bir kimse, o nehre hergün beş def'a girip yıkansa, üzerinde kir kalmıyacağı gibi, işte beş vakt namâzı kılanların da, böyle küçük günâhları afv olunur) buyuruldu.

Namâz, Allahü teâlâya ve Resûlüne îmândan sonra, bütün amel ve ibâdetlerden dahâ üstün bir ibâdetdir. Bunun için, namâzları, farzlarına, vâciblerine, sünnetlerine, müstehablarına riâyet ederek kılmalıdır. Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" bir hadîs-i şerîflerinde buyurdu ki: (Ey ümmet ve Eshâbım! Edâsına tamâmiyle riâyet olunan namâz, Allahü teâlânın beğendiği bütün amellerin en üstünüdür. Peygamberlerin sünnetidir. Meleklerin sevdiğidir. Ma'rifetin, yerin ve göklerin nûrudur. Bedenin kuvvetidir. Rızkların berekâtıdır. Düânın kabûlüne vesîledir. Melek-ül-mevte [ya'nî ölüm meleğine], şefâ'atçıdır. Kabrde ışık, Münker ve Nekîre cevâbdır. Kıyâmet gününde üzerine gölgedir. Cehennem ateşiyle kendi arasında siperdir. Sırât köprüsünü yıldırım gibi geçiricidir. Cennetin anahtârıdır. Cennetde başına tâcdır. Allahü teâlâ, mü'minlere namâzdan dahâ önemli bir şey vermemişdir. Eğer namâzdan dahâ üstün bir ibâdet olsaydı, en önce mü'minlere onu verirdi. Zirâ meleklerin kimi devâmlı kıyâmda, kimi rükü'da, kimi secdede, kimi de teşehhüddedir. Bunların hepsini bir rek'at namâzda toplayıp, mü'minlere hediyye verdi. Zirâ namâz, îmânın başı, dînin direği, islâmın kavli [sözü] ve mü'minlerin mi'râcıdır. Göğün nûru ve Cehennemden kurtarıcıdır).

Birgün hazret-i Alînin "radıyallahü anh ve kerremallahü vecheh" ikindi namâzı geçmişdi. Üzüntüsünden kendisini bir tepeden aşağı atdı. İnleye inleye ağlayıp, feryâd etdi. Peygamberimiz Muhammed Mustafâ "sallallahü aleyhi ve sellem", Onun bu durumundan haber alınca, Eshâbı ile berâber hazret-i Alînin "radıyallahü anh" yanına geldiler. Hâlini görünce, kâinâtın Efendisi olan Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" de ağlamaya başladı. Düâ etdi. Güneş tekrâr yükseldi.

Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimiz: (Yâ Alî! Başını kaldır, güneş hâlâ görünüyor) buyurdu. Hazret-i Alî "radıyallahü anh" buna çok sevindi ve namâzını kıldı.

Hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk "radıyallahü anh", bir gece, çok ibâdet etdiğinden, gece sonunda uyku basdırdı. Vitr namâzı geçdi. Sabâh namâzında, Peygamber efendimizi takîb ederek, mescid kapısında huzûruna gelip feryâd etdi. (Yâ Resûlallah! İmdâdıma yetiş, vitr namâzım geçdi) diye ağlıyarak yalvardı. Resûlullah efendimiz de, ağlamaya başladı. Bunun üzerine Cebrâîl "aleyhisselâm" gelip, (Yâ Resûlallah! Sıddîka söyle ki, Allahü teâlâ Onu afv eyledi) dedi.

Îmânın tohumu beş vakt nemâzdır,
müslimânım diyen, kılsa gerekdir.

Nemâzın lezzetini duyamıyanlar,
rûhunu tedâvî, etse gerekdir.

Bilmek istersen kim, necât bulmayan,
nemâza hiç ehemmiyyet vermiyen!

Mîzân terâzîde hayrın bulmıyan,
ezânı işitip, gelmiyenlerdir.

Hakîkat Kitâbevi Yayınları-Tam İlmihal Se`âdet-i Ebediyye Sf.117

KİBİR (BÜYÜKLENMEK)

Türkiye Takvimi-19 Kasım 2013

Çok kimse, kibirli olduğunun farkında değildir. Bunun için, kibrin alametlerini bilmek lâzımdır. Kibirli olan içeri girince, herkesin kendi için ayağa kalkmalarını sever. Kendisine hürmet edildiğini anlayarak, onlara nasihat vermek isteyen âlimin, kendisi için ayağa kalkıldığını arzu etmesi kibir olmaz. Kendi oturup, başkalarının kendine karşı ayakta durmalarını istemek, kibirdendir. Hazret-i Ali "radıyallahü anh", (Cehennemlik bir kimse görmek isteyen, kendi oturup başkalarını ayakta durduran kimseye baksın!) buyurdu. Eshâb-ı kirâm "aleyhimürrıdvan", Resulullahı "sallallahü aleyhi ve sellem" her şeyden çok severlerdi. Geldiği zaman ayağa kalkmazlardı. Çünkü, ayağa kalkılmasını istemediğini bilirlerdi. Bununla beraber, âlimler gelince, ilmin şerefini göstermek için, ayağa kalkmak lâzımdır.

ÇÖREK OTU ÇOK ŞİFÂLIDIR

Türkiye Takvimi-19 Kasım 2013

Hamur işlerini süslemek için kullandığımız çörek otu için uzmanlar bal veya içeceklerle birlikte yahut sade olarak her gün 10 kadar tüketilmesini öneriyor.

Çörek otunda bulunan eterli yağlar, solunum borusunun genişleyip krampların giderilmesini sağlar. Ayrıca öksürüğü hafifletir. İltihap giderici, ağrı dindirici ve idrar söktürücü etkileri de mevcuttur. Düzenli kullanımda kan şekerini düşürücü etkisi vardır.

İçinde bulunan B1, B2 ve B6 vitaminleri, pek çok enzimin üretiminde önemli rol oynar. Kalp ve tansiyon problemleri riskini aza indirir. Hücre yenilenmesinde de gereklidir.

Beta karotin, A, E ve C vitamini, selen gibi antioksitler vücudun savunma sistemini destekler. Zehirli maddelerin vücuttan atılmasına destek olur. Mikrop, virüs ve mantarlara karşı etkili bir savunma aracıdır. Damar hastalıklarını engeller. İdrar söktürücü özelliği ile safrayı rahatlatır. Hazmı kolaylaştırır. Yaraların daha hızlı iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmelerini hızlandırır. Alerjiyi engeller.

Çörek otu yağı sancılara ve diş ağrılarına karşı iyi gelir.

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Mübârek zemzem suyu

  SOHBET...................... MÜBÂREK ZEMZEM SUYU Türkiye Takvimi - 17 Mayıs 2019 Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarına göre; dünyanın en sağlıklı sula...

Ramazan muhabbet ayıdır

... Bir hadîs-i şerîfte, “Ramazân ayında, özürsüz olarak, bir gün oruç tutmayan, bunun yerine bütün yıl boyu oruç tutsa, Ramazândaki o bir günkü sevâba kavuşam...

Seâdet-i Ebediyye

  SOHBET.................................... SEÂDETİ EBEDİYYE Türkiye Takvimi - 10 Mayıs 2019 Tam İlmihâl Seâdeti Ebediyye kitabı, ciltli ve 1248 sayfa o...
Tüm Yazıları

Hakikat Kitabevi Yayınları

Tam İlmihal Seadeti Ebediyye
Mektubat Tercemesi
İslam Ahlakı
Kıyamet ve Ahiret
Namaz Kitabı
Cevab Veremedi
Eshabı Kiram
Faideli Bilgiler
Hak Sözün Vesikaları
Herkese Lazım Olan İman
İngiliz Casusunun İtirafları
Kıymetsiz Yazılar
Menakıbı Cihar Yarı Güzin
Şevahidün Nübüvve
Fahrettin Tacar Eğitim Vakfı İhlas Vakfı Hakikat Kitabevi İhlas Koleji İrfan Turizm Dinimiz İslam Huzur Pınarı Altın Çınar Genç Girişimciler Kulübü Adem Eğitim Kültür ve Sosyal Hizmetler Derneği Bülent Gençer Vakfı